“Umutlu Bir Gezegen-Doğa Eksikliği Sendromu-Richard Louv” Söyleşisi Hakkında…

2016 yılında Doğadaki Son Çocuk adlı kitabı büyük bir merakla aramış ama bulamamıştım. Sonra kütüphanelerarası ödünç sisteminden yararlanarak Zonguldak’taki bir kütüphaneden edinebildim kitabı. Uzun süre etkisinde kaldığım ve içimdeki duyguları bütünlüklü olarak yazıya döken bu kitapla o kadar çok zihnim doldu ki, aradan geçen yıllar sadece orada her yazılanı sadece doğrular nitelikteydi. Ben okurken bu kadar etkilendiysem acaba çevirmende nasıl bir değişime sebep olmuştur diyerek Richard Louv’un kaleme aldığı kitabın çevirmeni Ceyhan Temürcü ile internet üzerinden kitap üzerine konuşmuşluğumuz oldu. Sezgisel olarak bildiğimizi önümüze usulca koyan bir yazar olan Richard Louv ile Alternatif Eğitim Platformu aracılığıyla bu akşam zoom üzerinden bir söyleşiye katıldım. Çoğunu tanımadığım ama aynı kitabın etkisindeki insanlar ile güzel ve keyifli 2 saat geçirdik. Söyleşinin etkisi hala üzerimdeyken yazayım da, kendi kişisel tarihime not olarak kalsın konuşulanlar istedim. 

Söyleşinin başlığı “Umutlu Bir Gezegen-Doğa Eksikliği Sendromu” olarak belirlenmişti. Girişte yazar “insan yalnızlığı salgını” ifadelerini kullandı pandemi dönemi için. Epey etkileyici bir ifade değil mi sizce de? Bu yalnızlığın sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğini ifade eden Richard Louv ailelerdeki ve toplumsal yapıdaki değişimlerin de yalnızlığı pekiştirdiğine değindi. Eskiden bir ses kadar yakın olan aile bireyleri ile artık kopukluklar yaşanması, çekirdek aile yapısının dahi bozulması ile tek başına ebeveyn olanların üzerinde hissettiği yükün artması gibi pek çok etken ile baş etmek zorunda kalanların sağlıklarının da tehlike altında olduğuna değinen yazar aslında yalnızlığın altında daha derin nedenler olduğunu söyledi. Doğadan koptukça insanın yalnızlığının arttığını belirten yazar, pandemide başka türlü etkileşimlerin yaşandığına dikkat çekti. İnsanların büyük kalabalıklar halinde doğaya koştuğunu ama bu sefer de aslında sezgisel olandan uzaklaşıldığını ve doğa ile nasıl bir etkileşime girileceğini bilmeyen kalabalıkların başka türlü sıkıntılar edindiğine değindi. Kaliforniya’daki bir deniz bilimcinin okyanusun derinliklerinde büyük bir ahtapot ile geçirdiği deneyimi aktaran yazar aslında hepimizin doğanın bir parçası olduğumuzu oldukça güzel örneklerle açıkladı. Bu örnek zaten belgesel olarak “Ahtapotun Öğrettikleri” filminde yer alıyor ve bu nedenle detaya girmiyorum. Bunun dışında ikinci bir örnek verdi ve o da oldukça etkileyiciydi. Toronto’da 6 yaşındaki bir çocuk evinde köpeği ile halıda uzanmış halde duruyor ve içeriye giren annesi onları bu şekilde görüyor. Sonrasında çocuk köpeğinin üzerine elini uzatmış ve annesine dönüp “Artık bir kalbim yok” demiş. Annesi nedenini sorunca da “Benim kalbim Jack’in (köpeğin adı) içinde” demiş. Çocuk ve köpeği arasındaki bu ilişkinin ne kadar özel ve kıymetli olduğuna değinen yazar aslında insanların doğadan uzaklaştıkça yalnızlığının da arttığına değindi. 

Doğadaki Son Çocuk kitabının çevirmeni Ceyhan Temürcü

Richard Louv fiziksel habitat gibi bir de kalbimizin habitatı olduğunu ve aslında orayı ihmal ettiğimizi söylüyor. Kalbimizin habitatını anlamaya ayırdığımız zaman azalınca da sıkıntıların baş gösterdiğine değiniyor. Bununla beraber nasıl ebeveyn olacağımız, okul sistemleri, mekan tasarımı gibi konuların da ikinci olarak belirtilen habitata, yani kalbimizin habitatına uygun olduğunda bizler için her şeyin daha iyi olacağını belirten Louv; insanların aslında 30 tane duyusu olduğunu ancak ekran karşısında duran birisinin bunlardan sadece iki tanesi ile yaşadığını belirtiyor. Ebeveynleri, bunca duyu varken sadece iki tanesi ile çocuklarının daha az yaşamasına neden olmamaları konusunda uyarıyor. Teknoloji karşıtı olmadığının altını çizen Louv’un sadece doğada çocukların daha fazla zaman geçirmesi için gerekenlerin yapılması yönünde. 

Birbiri ile bağlantılı pek çok konuya değinen Louv’un söylediklerini yazarken bile ayrı bir keyif aldığımı belirtmek isterim. Atlamak istemiyorum not aldıklarımı. Umut konusuna da değinen Louv insanların sevgi ve ilişki boyutunda tıkanmalar yaşadığını söyledi. Sosyal olaylara katılım gösterip göstermemek bir yana bu olaylarda sevgi ve ilişki olduğunu görmemiz gerektiğini belirten Louv ikinci eksik yönümüzü ise “umut” olarak belirtti. Bunu da körü körüne değil, yaratıcı boyutta olan umut olarak tanımladı. İnsanlarla çok fazla konuştuğunu ve çoğunun da distopik dünyada kaybolduğunu belirten Louv, yaratıcı umudun öneminden bahsetti. Hepimizin sadece petrol değil aynı zamanda umutsuzluk bağımlısı olduğumuzu ifade eden Louv insanların kafasında kıyamet imgelerinin dolu olduğunu ve bunun da yıkıcı olduğunu söyledi. Louv, doğaca zengin bir yaşamın bizleri iyileştireceğine de değindi. İnsanların, öğretmenlerin yapabileceği şeyin de doğayla çocukların bağ kurmalarını sağlamak ve umut dolu bir gelecek hayalini kurmalarına yardımcı olmak diye açıklamalarda bulunan Louv; umut dolu gezegene her eğitimcinin veya ebeveynin kendi çalışmaları ile varılabileceğini söyledi.

Korku ikliminde büyütülen çocukların doğada daha az zaman geçirirken obezite ve koltuk üstü yaşamasına bağlı başka sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirten Louv belki de ebeveynlerin tehdit olarak tanımladığı şeyleri yeniden gözden geçirmeleri ve karşılaştırma yapmaları gerektiğini önerdi. Doğadaki bilginin bir bilgisayarın içindeki bilgiden çok daha fazla olduğunu söyleyen yazar, oyun teorisi denilen teori içinde değişik parçalar içeren kısımlar olduğunu söyledi. Birbirinden ayrı ne kadar parça olursa oyunun o kadar eğlenceli olduğunu söyleyen yazar bilgisayar içindeki parçaların toplamının bir odada kurgulanarak hazırlanmasının doğa ile karşılaştırılamayacağını belirtiyor. Sadece bir ağaca baktığımızda bile ne kadar çok birbirinden ayrı parça olduğunu görebileceğimizi işaret eden yazar doğaya başka türlü bakmamızı öneriyor. 

Pek çok konuda detaylıca bilgi veren Louv doğa ile olan ilişkide karşılıklılık konusuna da değindi. Doğadan alınan kadarının ona geri verilmesi anlamında kullanılan bu ifade ile insanın doğadan aldığı ve iyileştirici olarak edindiği her şeyi o oranda geri vermesi fikri var. Louv, örneğin sınıf içi teknolojiye ayırdığımız her bir dolar için çocuğunuzun bir canlı veya insan ile etkileşimi için de harcama yapmamız gereğini hatırlatıyor. Oldukça önemli bir konuydu aslında bu konu ve maalesef özellikle pandemi döneminde insanların doğaya koşmalarında atlanan noktalardan birisiydi. 

Bir başka konu ise çocuğun doğayla temasının bir hak olduğu konusuydu. Çocuk hakları bağlamında konuya yaklaşımların olduğu ve bizlerin bu amaç etrafında birleşmemiz gereğini belirten Louv, bununla beraber Yeni Zellanda’daki bir yerli kabilenin hükümetle olan ilişkisine de değindi. Bu örnekte yerli kabile kendileri için yaşam olan ırmağın temiz olarak akma hakkı olduğunu ifade ediyor ve bu konuda hükümeti ikna ediyorlar. Nehrin, etrafındaki canlılar ve doğa için önemli  olduğu ve dolayısıyla onun da temiz olarak akma hakkı olduğu düşüncesi tüm kabile üyelerince paylaşılan düşünce.

Katılımcıların yorumları ile oluşan “Bu seminerden aklımda kalan” kısmı…

Soru cevaplar ile detaylanan sohbetteki her bir başlık ayrı ayrı kıymetli ve son olarak doğada çocukların yalnız başlarına vakit geçirmelerinin ne denli önemli olduğu bilgisi yer aldı. Bu konuda yapılandırılmış dahi olsa çocukların en azından bir süreliğine doğada yalnız kalmaları için büyüklerin gayret göstermelerini isteyen Louv bu konudaki çabaları hibrit zekanın hareketlenmesi bağlamında da değerlendirdi. 

Katılımcılar arasında Doğadaki Son Çocuk kitabının çevirmeni de vardı. Eğitimciler, Türkiye’de doğa ve çocuk arasındaki bağı güçlendirmek için proje üretenler ve benim gibi alana meraklı insanlar da vardı. Soruların çok olması, katılımcı sayısı açısından bakıldığında da ilginin büyük olması bir yana her cümlesi ile söyleşi sonrasında da insanların zihnini kurcalayan çokça şey bırakıldığını düşünüyorum katılanlara. Emeği geçenlere teşekkür ederim. 

 

Doğadaki Son Çocuk kitabı hakkında 2016 yılında yazdığım yazı: 

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.