Sihirbaz gibi hayali somutlaştıran, bunu da “patent” ile tescilleyen Aysun Beğen “oğlak sohbetleri”nde :)

Gelin bence değişik bir şekilde düşünen ve içi içine sığmayan, hayali gerçeğe, soyutu somuta dönüştürme telaşındaki Aysun Beğen’e kulak verin 🙂 Ben “patent ondan sorulur” dedim ama asıl “..her çocuğun hayatında onu dikkatle dinleyen bir yetişkin olsun isterdim. Bazen bizim birkaç dakika dinlediğimiz bir hayal, onun yıllarca içinde taşıdığı bir şey olabilir. O hayalin nereye varacağını henüz hiçbirimiz bilmiyoruz.” cümleleri kıymetli ve sonda söyledi ama başa aldım 🙂 Keyifle, bazı yerlerde gülerek okudum yanıtları, gelin dahil olun istedim bir de 🙂 

Saadet: Aysun hanım merhaba, açıkçası ben tam olarak ne iş yaptığınızı bilmiyorum ama bir cümleniz nedeniyle epeydir zihnimde dönüyorsunuz. Bir konuşmamızda aslında daha girişimci olabilecekken aile ve sevdiklerinizin sizi istemeden de olsa engellediğinden bahsetmiştiniz. Daha doğrusu korumacı söz ve söylemlerimi onlarınkine benzetmiş ve buradan sürdürmüştünüz konuşmanızı. İşte tam burada duruyorum; ailenize ve kendime de ayna tutmama sebep oldunuz. Bir tarafıyla da belki bu toplumdaki pek çok insana. Soracaklarım var ama önce biraz kendinizden bahseder misiniz?

Aysun Beğen: Ben Aysun Beğen. 1988 Elazığ doğumluyum. Evliliğim nedeniyle yaklaşık yirmi yıldır Sakarya’da yaşıyorum. Eşim Trabzonlu. Çok şükür, iki erkek evladımız var. Büyük oğlum Yıldız Teknik Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümüne yeni başladı; küçük oğlum ortaokulda. Gelelim işime. 🙂 Uzun yıllar ebe olarak çalıştım. Bugün patentli buluşlarını ürüne dönüştürmek ve topluma kazandırmak için çabalayan, medikal ürünler geliştiren girişimci bir sağlık çalışanıyım.

Sözünü ettiğiniz konuşmayı hatırlıyorum. Sevdiklerimizin bizi korumak için söyledikleri bazen adım atmamızı zorlaştırabiliyor. “Ne gerek var?”, “Memursun, emekli olunca yaparsın”, “Bir senin mi aklına geldi?”, “Başımıza iş çıkarma”, “Bak, batarsın…”J) Bunları ailemizden, dostlarımızdan duyabiliyoruz. Hepsini seviyorum; buradan gönüllerini de alayım. 🙂 Aslında doğru söylüyorlar, risk. Sanırım bir işe girişmek isteyen pek çok kişi bu sözleri duymuştur.

Endişelerini anlıyorum ama benim içimde hep bir şeyler yapma, üretme isteği vardı. Girişimcilik öncesi, “Ya olmazsa?”  düşüncesine kadar, “Ya olursa, birilerine fayda sağlarsa?” diye de düşünmeye başladım. Bugün geldiğim yere bakınca, (inş muvaffak olmak nasip olur)iyi ki o isteğin peşini bırakmamışım, bu yoldayım diyorum. Daha yapacak çok şey var.

Ben erken meslek sahibi olmak isteyenlerdendim. O zamanlar süper liseler vardı; orada okurken kendi isteğimle sağlık meslek lisesine geçtim. “Üniversitede ebelik bölümünü kazanamazsam korkusuyla sevdiğim mesleğim olsun” diye düşünmüştüm. Ebelik, çocukluğumdan beri gözümde çok kıymetli, kutsal bir meslekti.

Mahalleleri dolaşan ebeler vardı. Bizim mahallemizin ebesi de kadınları bilinçlendirir, onlara yol gösterir, söyledikleri önemsenirdi. Ben de ona hayran hayran bakardım. Ebelik sevgimi o ebe hanım başlatmış. Bir insanın yaptığı işle başkasının hayatında nasıl iz bırakabildiğini daha o yaşlarda görmüşüm. İyi ki toplumumuza, insanımıza değer katmak için çalışan böyle insanlar var.

Okul yıllarında neredeyse her yaz gönüllü staj yaptım. Mesleğin içine girdikçe onu daha çok sevdim. Mezun olduktan sonra Sakarya’da özel bir hastanede çalışmaya başladım. O yıllarda pek kolay bulunmayan suda doğum imkânı da vardı. Mesleğimin başında böyle bir yerde çalışmak bana çok şey kattı. Bir yıl sonra Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde göreve başladım ve doğumhanelerde yaklaşık yirmi yıl ebelik yaptım. Çocukken hayranlıkla izlediğim o mesleği yıllarca severek yapmış olmak benim için çok kıymetli.

Doğumda bir kadına eşlik etmeyi hep çok sevdim. Annenin kendini güvende hissetmesini ve doğum sürecine güvenmesini önemserdim. Anneyle bebeği sağlıklı, mutlu uğurlamak benim için büyük bir mutluluktu. İlişkimiz taburcu olduklarında da bitmezdi; lohusalıkta haberleşmeye devam ederdik. Hâlâ çocuklarının fotoğraflarını gönderen anneler var. Doğumuna eşlik ettiğiniz bir bebeğin büyüdüğünü görmek, aradan yıllar geçse de insanı mutlu ediyor. (Bu arada doğumhanede çalıştığım uzun yıllar aklıma geldi, ben iş hayatında şanslı olanlardanim, kardeş gibi yıllarca çalıştığım ebeler hemşireler, personel, sekreterlerimize ve ekibe kucak dolusu sevgiler. Çok değerli bir iş yapıyor, insanların en özel anlarında yanlarındalar, çok kıymetliler.

Çalışırken eğitimime de devam ettim. Önce ön lisans, ardından sağlık yönetimi lisans eğitimimi tamamladım. İş, çocuklar ve hayatın koşuşturması derken yüksek lisans yapmak açıkçası aklımda yoktu. Sağlıkta ürün geliştirmeye başlayınca, geliştirdiğim ürünleri bilimsel olarak da değerlendirmek istedim. Şimdi İş Sağlığı ve Güvenliği alanında yüksek lisans yapıyorum, tez dönemindeyim. Tez konum da kendi geliştirdiğim ürünüm. Bunu söylemek bana ayrıca gurur veriyor.

Yaklaşık yedi aydır aktif olarak ebelik yapmıyorum. Kocaeli Üniversitesi’nde patent ve buluş süreçlerinde görevliyim. Patent birimi olarak üniversitemizin farklı birimlerinden gelen hocalarımızın buluşlarının korunmasına ve başvuru süreçlerine destek oluyoruz. Artık bu buluşların ürünleşme yollarını da konuşuyoruz; bu kısmı ayrıca keyifli. Bir yandan da özellikle anne ve bebek sağlığına fayda sağlayacak kendi ürünlerimi geliştirmek için çalışıyorum. Yıllarca sahada gördüğüm ihtiyaçlara bu kez ürün geliştirerek karşılık vermek istiyorum. Daha fazla anneye, bebeğe ve sağlık çalışanına ulaşabilme ihtimali beni çok heyecanlandırıyor.

 

Saadet: Çocukluğunuzu merak ediyorum. Korunaklı bir ailede büyüdünüz mü? Orada size iyi gelen şeylerden kendi anneliğinize neler taşıdınız?

Aysun Beğen: Çocukluğum Elazığ’da geçti. Beş kardeşiz; bence harika bir şey. Ailemden bana kalan en kıymetli şey sevgi ve merhamet oldu. Pek çok baba gibi babam çok yoğun çalışırdı ama annemin sevgisi, ilgisi hepimize yeterdi. Bizi sevgiyle büyüttü. Allah onlardan razı olsun. Şimdi geriye baktığımda, sevildiğini ve arkanda birilerinin olduğunu bilmenin insana ne kadar güç verdiğini daha iyi anlıyorum.

Kendi çocuklarıma da çevremdeki çocuklara da bu duyguyu verebilmeyi önemsiyorum. Dinlendiklerini, fikirlerinin önemsendiğini ve değerli olduklarını hissetsinler istiyorum. Dersler elbette önemli ama çocuklarımızla aramızı bozmamalı, birlikte vakit geçirmeye, sohbet etmeye, onları tanımaya da zaman ayırmalıyız. Çocuğumuzun o gün nasıl olduğunu, neye üzüldüğünü, neye heyecanlandığını merak etmeliyiz. Çocukluk, hayatımızın ana vatanı.

Aile olarak kendi yaklaşımlarımızı da gözden geçirmeyi önemsiyorum. Her şeyi yalnızca sevgiyle çözemeyebiliriz ama sevginin, ilginin ve değer vermenin çözüm için güçlü bir başlangıç olduğuna inanıyorum. Hayatım boyunca bunun etkisini gördüm; anneliğimde de insanlarla ilişkilerimde de buna yer vermeye çalışıyorum.

Hayatımın bazı dönemlerinde merhametim ve inat demeyelim de kararlılığım başıma iş açtı. 🙂 Ama yaşadıklarıma “Vardır bir sebebi, bir hikmeti” diye bakarım. Dersimi alır, hamd eder, yoluma devam ederim. Geçmişe takılı kalmayı sevmiyorum. Sevginin ve merhametin insanı beslediğine inanıyorum. Birinin hayatını biraz olsun kolaylaştırabildiğimde, yaptığım şey bana da iyi geliyor. Belki de beni üretmeye bu kadar heveslendiren bu. İnsan bazen kendi yolunu, bir başkasına iyi gelmeye çalışırken buluyor.

Çocukları korumak isterken bazen onların deneyecekleri alanı daraltabiliyoruz. Bunu kendi hayatımda da çevremde de çok gördüm. Kendi anneliğimde buna dikkat etmeye çalışıyorum. Çocuklarım yanlarında olduğumu bilsinler ama kendi başlarına bir şey yapabildiklerini de görsünler, çözüm üretmeye alışsınlar istiyorum. Bizim evde sık söylediğim bir söz vardır: “Şimdi ben yokum farz et, ne yapardın?” 🙂 Önce bir düşünsünler, kendi yollarını bulmayı denesinler.

 

Saadet: Bir çocuğun tüm ….ebilirliklerine farkında olmadan set çekebiliyoruz. Açıkçası ben ebeveynliğin böylesi büyük bir iş ve sorumluluk olduğunu düşünememiştim ama düşündükçe de insanı zorlayan bir şeye dönüşüyor. Hangi mesleği seçecekler, onlara ne uygun, nasıl bir rehberlik etmeliyiz, neye ne kadar dahil olmalıyız? Ona rehberlik ederken; hele de meslek seçiminde yanlış aktarıyorsak veya kendi önyargılarımız bizi ve onun yapabilirliklerini sınırlıyorsa vb vb. Bunu sizinle sohbetimizdeki hissiyattan dolayı söylüyorum ve mesele veya  niyet asla birilerini suçlamak veya kendimizi de gereksiz şekilde özeleştiriye maruz bırakmak değil. Sadece siz mesela engellenmiş hissettiğinizi ne zaman fark ettiniz? Çocuklarınızın büyümesine eşlik ederken neye dikkat ediyorsunuz?

Aysun Beğen: Çocukluğumdan beri içimde hep bir şeyler yapma, üretme, bir işe girişme isteği vardı. Çocukken “Daha küçüksün, bunlar zor işler” deniyordu. Büyüdüm, bu kez “Zaten bir işin var, neden kendini yoruyorsun?” denmeye başlandı. Evliliğimin ilk yıllarında da sonrasında da girişim adımları atmak istedim. “Memursun, sabit gelirin var, dünyanın ne olacağı belli olmaz” sözlerini çok duydum. Bir de ne zaman bir fikrimi anlatsam konu dönüp dolaşıp birinin nasıl battığına gelirdi. Ben daha işe başlamadan çevremdeki bütün iflas hikâyelerini öğrenmiştim. 🙂

Biliyorum, bunların arkasında çoğu zaman sevgi ve koruma isteği vardı. Bazen de insanların kendi korkuları… Ama benim o işi neden bu kadar yapmak istediğim pek görünmüyordu. Üretim yapan insanların videolarını izler, “Helal olsun, ne güzel yapmışlar” derdim. Bir yandan da içimden “Ben de yapmak istiyorum” diye geçirirdim.

Bugün iki evladı olan bir anne olarak endişelenmenin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Yine de bizim yerimize neyi yapıp yapamayacağımıza karar verilmesiyle, dinlenip desteklenmemiz arasında büyük fark var. Bazen “Anlat bakalım, nasıl yapmayı düşünüyorsun?” diyen biri bile insana güç veriyor. Bugünkü tecrübemle şunu söyleyebilirim: Sizi dinleyen, üretme isteğinizi anlayan insanlarla vakit geçirin. Yapmak istediğiniz işle uğraşan insanlarla tanışın. Benzer yollardan geçenlerle deneyim paylaşmak da o alanda deneyimli bir mentordan destek almak da çok kıymetli. İnsan hem yolunu daha iyi görüyor hem de yaşadığı zorluklarda yalnız olmadığını anlıyor.

Çocuklarımda ve çevremdeki gençlerde de buna dikkat etmeye çalışıyorum. Bir şeye heveslendiklerinde hemen zorluklarını sıralamadan önce onları dinlemek istiyorum. Meslek seçerken de bir işe girişirken de kendi isteklerini ve yeteneklerini tanısınlar, araştırıp sorumluluk alabilsinler. Kendi korkularımın onların sınırı olmasını istemiyorum. Çevremde birçok gencin kendi ilgi alanına uygun meslek seçmesine destek oldum. Bazen en zor kısmı aileleri ikna etmek oluyor.

Bırakalım denesinler; yaşlarına uygun sorumluluklar alsınlar, yönetebilecekleri risklerle karşılaşsınlar. Olmadığında da “Ben sana demiştim” yerine “Ne öğrendin, şimdi nasıl yaparsın?” diyebilelim. Kendime gelirsem, yaklaşık üç yıldır kendi ürünlerim için uğraşıyorum. Her olumsuzluk hoşuma gitmedi elbette ama her biri bana bir şey öğretti. Bazen yöntemimi değiştirdim, bazen yeniden araştırdım, bazen yardım istedim.

Tecrübelerimizi paylaşmayı bu yüzden önemsiyorum. Çocuklarımız yalnızca başardıklarımızı değil, zorlandığımızda nasıl devam ettiğimizi de bilsinler. Bir iş ilk seferde olmadığında kendilerini yetersiz görmesinler; öğrenip yeniden deneyecek cesaretleri kalsın.

Destek olmak, her adımı onların yerine atmak anlamına gelmiyor; ihtiyaç duyduklarında yanlarında olduğumuzu bilmeleri de çok kıymetli.

Saadet: Zihniniz bence farklı işliyor. Hayali gerçeğe, soyutu somuta dönüştürme üzerine kurgulu bir çalışma sistemi var sizde. Bu nasıl bir şey ve bunu siz de fark ediyor musunuz?

Aysun Beğen: Evet, fark ediyorum. 🙂 Bir şeyin nasıl çalıştığını merak ederken kendimi bir anda “Şu kısmı değiştirsek ne olur?” diye düşünürken buluyorum. Araba fabrikalarını, üretim tesislerini izlemek hep hoşuma giderdi. Parçaların bir araya gelip çalışan bir şeye dönüşmesini hâlâ çok etkileyici buluyorum.

Sağlıkta çalışırken de kullandığımız ürünlere bu gözle bakardım. Özellikle bir işlem sırasında hasta zorlanıyorsa ya da biz çalışanlar aynı güçlüğü tekrar tekrar yaşıyorsak o ayrıntı aklımda kalırdı. İş bitse de ben düşünmeye devam ederdim: “Bunu neden böyle yapıyoruz, daha kolay bir yolu olabilir mi?”

Sanırım bende düşünceden sonra hemen bir hareket isteği geliyor. Belki bu istek birçok kişide var ama alıştığımız düzenin dışına çıkmak zor. Buna katılıyorum; zor ama bence değer. Çizerek anlatmak, bir parça üzerinde göstermek, o işi bilen biriyle konuşmak istiyorum. Kafamdakini karşımdakine anlatmaya çalışırken bile yeni bir ayrıntı fark ediyorum. Bazen çok iyi olduğunu düşündüğüm bir çözümün uygulamada işlemeyeceğini öğreniyorum. O zaman da başka bir yol arıyorum.

Üretmek beni hep heyecanlandırdı. Bir fikir konuşulduğunda hemen “İlk adım ne, kiminle görüşebiliriz, neyi öğrenmemiz gerekiyor? Gerçekten benzeri yok mu, varsa bizim farkımız ne?” diye düşünmeye başlıyorum. Bu yalnızca kendi fikirlerim için geçerli değil. Herhangi bir fikir sahibi bir ihtiyacı fark etmiş, çözüm düşünmüş ve benimle paylaşmışsa ona da destek olmak istiyorum. Çünkü ben bu süreci çok zor öğrendim. Ürünleştirme, mevzuata uyum ve ticarileştirme konularını öğrenmek  zamanımı aldı. Girişimcilik yolculuğuma destek olan Kocaeli Üniversitesi TTO’ya, Isparta Ticaret ve Sanayi Odasına, Sakarya Üniversitesi Füzyon Kuluçka’ya, KADEM’e ve Yalova TEKMER’e teşekkürü borç bilirim. Her kurum gelişimime katkı sağladı. Proje yarışmalarında finalist olmak ve birincilikler elde etmek de motivasyonumu artırdı.

 

Saadet: İlk patent ile ilgili başarınızı doğum yatağı yapmanızla öğrendim ben ve sizi öyle tanıdım. Başka projeleriniz de var ama belki dillendirmek için beklemeye ihtiyacı vardır diye ben susuyorum. Şunu merak ediyorum; her sıradan sağlık çalışanı gibi siz de işinizi yapıyordunuz ama sonra bir şeyi daha farklı ve daha yararlı yapabilirim diye düşündünüz ve düşünmekle kalmayıp işe koyuldunuz. Biraz bu süreci anlatır mısınız?

Aysun Beğen: Doğum yatağı fikri, yıllarca doğumhanede çalışırken gördüğüm ihtiyaçlardan doğdu. Annenin doğum sırasında rahat ettiği pozisyonu bulabilmesini, hareket edebilmesini ve ihtiyaç duyduğunda destek alabilmesini çok önemsiyordum. Benim gibi birçok sağlık çalışanı, elindeki ürünü ihtiyaca göre farklı şekillerde kullanmaya çalışıyor. Doğumun yatay pozisyonda sürdürülmesinin süreci ve annenin konforunu nasıl etkilediğini de düşünüyordum. Bir yandan ebe ve hekimin güvenle çalışabilmesi gerekiyordu. Kullandığımız doğum masalarına, yeni geliştirilen yataklara hep bu gözle bakıyordum: “Yatak, annenin ihtiyaç duyduğu hareketlere ve pozisyonlara daha fazla uyum sağlayabilse nasıl olur?”

Zamanla kafamda yatağın parçaları, hareketleri ve destek noktaları şekillenmeye başladı. Ama kafanızdakini teknik olarak anlatmak da ayrı bir olay. O dönemde birçok mühendisle görüştüm. Ben doğumhanede neye ihtiyaç duyduğumuzu anlatıyordum; bunun çalışan bir mekanizmaya dönüşmesi için başka bir uzmanlık gerekiyordu. Sonunda bir kadın mühendis hocamız, düşündüğüm tasarımı istediğim şekilde çizime aktarmama yardımcı oldu. Sağ olsun, buradan da sevgilerimi gönderiyorum. Fikrin görünür hâle gelmesinde çok kıymetli bir desteği oldu. Araştırmalar, çizimler, teknik görüşmeler ve patent çalışmalarıyla süreç ilerledi.

Kafamdaki tasarımı ilk kez üç boyutlu modelde görmek çok heyecan vericiydi. Hareketli makette parçaların nasıl çalışacağını görmek de öyle. Doğum yatağıyla ilgili TÜRKPATENT tarafından verilmiş iki tescilimiz var. Şimdi hedefimiz işlevsel prototipi üretmek, gerekli test ve değerlendirmeleri tamamlayarak doğumlarda kullanılabilecek bir ürüne ulaşmak. Bunun için çalışıyoruz. Kocaeli Üniversitesi’nde bu sürece emek veren ekip arkadaşlarıma ve hocalarıma destekleri, çabaları için teşekkür ederim.

İkinci girişimim olan, bir başka projemiz sıcak masajlı emzirme sütyeninde de ilerledik çok şükür. Ona çok emek verdik. İnşallah geliştirme ve değerlendirme süreçlerini tamamlayıp lohusalık döneminde annelere fayda sağlayacak şekilde sunacağız. Başka ürün çalışmalarımız da var; onları da süreçleri olgunlaştıkça paylaşmak isterim.

Benim için bütün bunların ortak noktası, sahada gördüğüm bir ihtiyaca karşılık verebilmek. Yıllarca doğumhanede biriktirdiğim tecrübenin, ben orada olmasam da anneye ve sağlık çalışanına destek olabilecek bir ürüne dönüşmesini istiyorum. Bir gün başka bir doğumhanede bir annenin ya da meslektaşımın işini kolaylaştırdığını görmek, verdiğimiz emeğin en güzel karşılığı olur. Bu işler tek başına olmuyor; ekip çok önemli. Ürün geliştirmeyi düşünenlere de şunu söylemek isterim: İlk adım için yalnızca yatırımcı ya da finansman desteği beklemeyin. Artık çok fikir var. Mümkün olan en kısa sürede, karşılayabileceğiniz bir maliyetle fikrinizi gösterecek bir ön prototip hazırlamaya çalışın. Somut bir adım sizi görünür kılar. Sonrasında süreci bilen insanlarla iletişime geçip destek alın. Bekledikçe zaman geçiyor.

Son yıllarda ülkemizde inovasyona ilginin arttığını görüyorum. Üreten ekiplerle bir arada olmak bile çok değerli. Ben bunu elma ağacına benzetiyorum; ağaca çıkmasanız da altında, sağında, solunda bulunmak insana bir şey katıyor.

Özellikle sağlık alanında ön prototip bir başlangıçtır; güvenlik, test ve gerekli izinler tamamlanmadan hasta üzerinde kullanılabilecek bir ürün anlamına gelmez. Adım atmak bile çok değerli.

 

Saadet: Yakın zamanda sizin de işin içinde olduğunuz ve bir hastayı taşırken kolaylık sağlayabilecek bir yatak için de patent aldınız. Yani bakıp görmenin dışında, “daha iyisi olabilir” diye düşününce ürünün ortaya çıkmasına yardımcı oluyorsunuz. Bu proje patent aldığına göre biraz anlatır mısınız?

Aysun Beğen: Hasta transferinde yaşanan zorlukları sahada gören, Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nde hemşire olarak çalışan arkadaşım Zeynep Ezgi Gürsoy, fikrini benimle paylaştı. Bu sorun bana da tanıdıktı. Ezgi, yenilikçi düşünen bir sağlık çalışanıdır. Hastanemizde böyle düşünen çok sayıda meslektaşımız var. Fikri birlikte geliştirdik; Tıp Fakültesi’nden bir hocamız da gelişimine katkı sağladı. Hastanın güvenliğini ve konforunu korumaya çalışırken sağlık çalışanı fiziksel olarak zorlanabiliyor. Çalışmaya başlarken üzerinde durduğumuz ihtiyaç buydu.

Bu çalışmanın benim için ayrıca güzel bir tarafı var: Sahada karşılaştığımız bir sorunu, birlikte üzerinde çalışabileceğimiz somut bir konuya dönüştürdük. Birimizin gördüğü ayrıntıyı diğeri tamamladı. İnşallah ürünleştiğinde teknik detaylarını göstererek daha net anlatabiliriz. Patent tescil haberi bizi çok mutlu etti. Şimdi hedefimiz geliştirme çalışmalarını sürdürüp nihai ürüne ulaşmak; kullanıldığında hastaya ve sağlık çalışanına sağlayacağı faydaları değerlendirmek.

Saadet: Patent almak neden önemli? Bir başka hocamızla da söyleşi yapmıştık, onun da görüşlerini merak ediyordum. Bir şey üretmek bu dönemde daha kolay, yeter ki fikriniz ve onu geliştirecek donanımınız olsun demişti. Artık bilgiye erişimin nispeten daha kolay olduğu üzerinden siz de başka türlü üretim içindesiniz ve dahası bu üretime gireceklere eşlik ediyorsunuz. Biraz bir fikri ürüne dönüştürmenin önemini açıklar mısınız?

Aysun Beğen: Bir fikrin arkasında bazen yıllarca biriken deneyim vardır. Dışarıdan küçük görünen bir ayrıntı, o işi her gün yapan biri için önemli bir sorunu çözebilir. Patent süreci, bu teknik çözümü açıkça tanımlamak ve uygun kapsamda korumak açısından kıymetli.

Patent, soyut bir fikri değil, belirli koşulları sağlayan teknik bir buluşu, istemlerle belirlenen kapsamda korur. Başkalarının bu kapsamda izinsiz kullanımına karşı hukuki hak sağlar. Koruma ülkeseldir; bütün dünyada tek işlemle geçerli bir “dünya patenti” yoktur. Birden fazla ülkede koruma için ilgili başvuru yolları izlenebilir.

İnanın, sizin aklınıza gelen bir fikir başkalarının da aklına gelmiş olabilir. Öncesinde başvuru yapmak önemli.

Saadet: Size önce sadece tıp fakültesinden hocalarımız gelirken, şimdiler de ise tüm birimlerden patent almak isteyen hocalarımız geliyor ve siz de onların hayallerine ortak oluyorsunuz. İşinizin bu kısmı bence sizi de geliştiriyor. Benim gördüğüm bu ama siz ne hissediyorsunuz bu çeşitlilik içinde?

Aysun Beğen: Patent birimi olarak tüm Kocaeli Üniversitesi’ne hizmet veriyoruz. (Bu arada harika, çalışkan ve birbirine destek olan ekiplerle çalışıyorum hem tıp fakültesi dekanlık, hem bilimpark patent birimi sevgiler.)Sağlıkçı olduğum için başlangıçta ağırlığımız tıp alanındaydı. Haftanın iki günü Tıp Fakültesi Dekanlığı’ndayım. Şimdi farklı alanlardan hocalarımızla da çalışmak bakış açımı genişletiyor. Bir gün sağlıkla ilgili bir ihtiyacı, başka bir gün bambaşka bir teknik problemi dinliyorsunuz, okuyorsunuz. Her görüşmede yeni bir şey öğreniyorum; bu çok keyifli.

Benim görevim her alanı herkesten iyi bilmek değil. Hocamızın çözümünü anlamak, farklılığının netleşmesine yardımcı olmak ve başvuru sürecinin doğru ilerlemesine katkı sağlamak. Gereken yerde ilgili uzmanlarla birlikte çalışıyoruz.

Artık görüşmelerimizde yalnızca başvuruyu değil, ürünleşme ihtimalini de konuşuyoruz. “Bu çözüm kimin ihtiyacını karşılıyor, nasıl geliştirilebilir, kimlerle buluşmalı?” soruları daha çok yer buluyor. Bir araştırmacının uzun süredir düşündüğü bir konuyu heyecanla anlatmasına eşlik etmek çok güzel. O heyecanı anlayabiliyorum; çünkü ben de aynı yoldan geçtim.

Saadet: Aysun hanım benim aklıma bir fikir gelince artık diyorum ki “bu fikri Aysun hanım ürüne dönüştürebilir” ve bunun esprisini de yapmıştık. Düşünme ile eylem arasındaki çizgide siz eyleme geçen kısımdasınız. Hayalleriniz var ve belki yakın zamanda gerçekleşecekler. Şunu merak ediyorum; özellikle kız çocukları için girişimci ruhu sizce nasıl beslemeliyiz? Bu soruyu kendi kişisel hikayenizden düşünerek yanıtlayabilirsiniz

Aysun Beğen: Bence önce dinleyerek. Uzun uzun, her seferinde ilk kez dinliyormuş gibi… Değerli olduğunu bilsin. “Ne yapabiliriz? Sen bir araştır, ben yanındayım” diyebilelim. İlgi duyduğu alana yönlendirebilir, hevesini destekleyebiliriz; bazen birlikte bir şeyler izlemek bile başlangıç olur. Bir kız çocuğu “Ben bunu yapmak istiyorum” dediğinde, hemen ne kadar zor olduğunu anlatmadan önce nasıl düşündüğünü dinleyebiliriz. Bir aleti kullanmasına, bir şeyi söküp incelemesine, tasarlamasına ve denemesine alan açabiliriz. Okul, ergenlik derken zaman geçiyor. İlgi alanlarını fark etmek ve özgüvenlerini desteklemek çok önemli. Bugün dinlenen, sorun çözmesine fırsat verilen kız çocuklarının ileride daha bilinçli, kendine güvenen yetişkinler olacağına inanıyorum. Bunun toplumumuza da katkısı olacak.

Kendi hikâyemde de bir şey yapma isteği hep vardı. Ama insanın isteğini bir adımla buluşturması gerekiyor. Ben küçük adımları çok önemsiyorum; karınca misali. Niyet etmek, başlamak, sonra sabırla devam etmek… Her gün büyük bir ilerleme olmuyor ama uğraştığınız konu zamanla şekilleniyor.

Kız çocuklarının yalnızca sonuçları başarılı olduğunda takdir edilmesini istemem. Soru sormaları, öğrenmek için uğraşmaları, bir hatayı fark edip yeniden denemeleri de görülmeli. Bir şeyi yapabilme duygusu böyle gelişiyor. Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey, fikrini dinleyen ve “İlk adım için neye ihtiyacın var?” diye soran bir yetişkin.

Gençlere naçizane önerim şu: Bugün araştırmak, doğru bilgiye ve bir işi bilen insanlara ulaşmak için çok daha fazla imkân var. Bir yıl içinde bile çok şey değişiyor. Çocukluğumuzla kıyasladığımda onları bu konuda daha avantajlı görüyorum. Kendi çocuklarımın da, karşılaştığım gençlerin de bu imkânları değerlendirmesini istiyorum. Merak etsinler, soru sorsunlar, öğrendiklerinin doğruluğunu sorgulasınlar ve denemekten çekinmesinler. Bir kurumdan ya da mentordan aldıkları eğitimle yetinmesinler; kendi gayretlerini de ortaya koysunlar. Elbette sorunlar çıkacak, her şey kolay olmayacak. Ama çözüm üretmeyi de uğraştıkça öğrenecekler. Bir şey olmadığında hemen vazgeçmek yerine “Başka nasıl yapabilirim?” diye düşünsünler. Ben gençlerin o merakını ve cesaretini çok önemsiyorum

Bir kız çocuğunun geleceğini yalnızca ileride üstleneceği aile rolleri üzerinden düşünmeden, kendi ilgi ve hayallerine de alan açabilmeliyiz.

Saadet: Geliyorum bloğun en sevdiğim sorusuna; elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanabilseniz ne yapmak isterdiniz?

Aysun Beğen: Çocukların merak ettikleri şeyi deneyebilecekleri imkânlara ulaşmasını isterdim. Küçük yaşta hayal ettiği oyuncağı yapabilsin; büyüdükçe, özellikle en geç lise yıllarında, ilgi alanına uygun eğitimlere ulaşabilsin.

İçinde malzemelerin, araçların ve onlara yol gösterecek insanların olduğu atölyeler düşünürdüm. Çocuklar orada bir şeyleri incelesin, söksün, birleştirsin, bozsun ve yeniden yapsın. Yaptıkları ilk şey kusursuz olmak zorunda olmasın. “Ben bunu düşündüm ve yapmayı denedim” diyebilsinler.

Bir de her çocuğun hayatında onu dikkatle dinleyen bir yetişkin olsun isterdim. Bazen bizim birkaç dakika dinlediğimiz bir hayal, onun yıllarca içinde taşıdığı bir şey olabilir. O hayalin nereye varacağını henüz hiçbirimiz bilmiyoruz.

 

 

 

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.