“Ben herkesin içerisinde etrafındakilerden farklı, özgün bir yönü olduğuna inanıyorum” diyen Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik “oğlak sohbetleri”nde :)

Büyük bir sabırla ve emekle tüm sorularıma yanıt veren ve benim de okurken büyük keyif aldığım bir söyleşi oldu Tamer hocayla olan. Öncelikle bu söyleşi tamamen bir bilim insanının sarfettiği bir cümleden (başlıkta yer alıyor zaten) ve o söylemin ardındakileri meraktan oluştu. Yanıtları okurken “Keşke mümkün olabilse, kendi çocukluk halim ile oğlumla çocuk olarak arkadaş olabilseydim” dediği cümlede duraladım ve kızımı arayıp ona onun yaşında olsaydım; arkadaşı olmamı isteyip istemeyeceğini sordum. Yanıtı bana kalsın ama bunu daha önce hiç düşünmemiş olmak ve bu cümleyle karşılaşmak mutlu etti. Bunun yanında: “Yaratıcı olabilmek, fark yaratmak, özgün olmak kullandığınız teknolojilerden bağımsız bir şey” cümlesi bir yanıyla Ara Güler’in “Fotoğraf çekmek için bir göz gerekir, makine sonra gelir” cümlelerini anımsattı. Özgün bir şeyler üretebilmek için alışılmışın dışına çıkmak ve bu anlamda düşünsel olarak yalnız kalmak gereğini vurgulayan Prof. Dr. Sınmazçelik “Bence artık bitti, ya da yeterince öğrendim dediğiniz an geride kalmaya başlıyorsunuz. Bu sadece teknolojik anlamda değil, hayat için de geçerli” cümleleri de öğretici. Bununla birlikte umut ile ilgili soruya verilen yanıt umarım okuyan herkeste istediğim olumlu etkiyi yaratır. Buna tutunmak güzel şey çünkü. Ayrıca çocukların merak duygularının törpülenmemesinin yapılacak en kıymetli işlerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sınmazçelik kendi ebeveynleri ile bugünkü ebeveynliğin de benzerliklerine işaret ediyor. Farklı disiplinlerde insanları ve onların hayata bakışını dinlemek geliştirici bir şey ve benzer görüşteyseniz bir makine mühendisi ile yaptığımız söyleşi için sizi okumaya alalım 🙂
Saadet: Bilime olan merakınız ve başka türlü düşünmeyi salık vermeniz nedeniyle sizinle bu söyleşide bulunmayı istedim. Yakın zamanda kurumsal bir işin içinde söylediklerinizi dinledim ve orada temelde “kişinin kendisinde olan değeri görmesi ve onu tanıması” önemli dediniz. Tüm bunlara geleceğim ama önce kısaca kendinizden bahseder misiniz lütfen?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: 1971 Eskişehir doğumluyum. Fakat 1973’ten beri kesintisiz olarak İzmit’te yaşadım. İlkokuldan, doktora çalışmalarımın sonuna kadar İzmit’te eğitimimi tamamladım. Bu süre içinde İzmit dışında sadece yüksek lisans aşamasında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bir yıllık eğitim sürecim oldu. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Malzeme Enstitüsü’nde ve Koç Üniversitesi’nde doktora süresince ve sonrasında uzun süreli çalışmalar yaptım. Lisans mezuniyeti sonrası 1993 yılından itibaren 33 yıldır Kocaeli Üniversitesi’nde görev yapıyorum. Araştırma görevlisi olarak başladığım akademik kariyerime devam ediyorum.
Saadet: Siz daha büyük yaş gruplarıyla çalışıyorsunuz. Üniversitede akademisyen olarak görev yapıyor ve idari görevler de üstleniyorsunuz. Çocuğunuzu büyütürken ve öğrencilerinizle temas halindeyken nelere dikkat ediyorsunuz? Onların kendilerini geliştirmeleri, hayata karşı alıcılarının açık olması için nasıl bir yol izliyorsunuz?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Gerek kendi çocuğumu gerekse öğrencilerimi öncelikle önemsiyorum. Zira iyi bir rol model olabilirseniz insanların geleceklerine dokunabiliyorsunuz. Özellikle bir eğitimci olarak bugüne kadar çok sayıda öğrencinin yetişmesine katkıda bulundum. Ancak proje bazlı ya da ortak çalışmalar vesilesi ile daha yakından tanıma fırsatı bulduğum öğrencilerimi daha bire bir, somut ve isabetli şekilde yönlendirebildim. Çocuğuma ve öğrencilerime en önemli tavsiyem seçecekleri ya da tercih ettikleri meslekleri iyi tanımalarıdır. Özellikle Makine Mühendisliği çok geniş bir uygulama alanına sahip olduğu için çok farklı sektörlerde çalışabilme, çok farklı disiplinler ile birlikte iş yapabilme şansları söz konusudur. Bu bağlamda mühendis adayı öğrenciler eğer kendi eğilimleri ve ilgilerini tartar ve bilinçli hareket ederlerse Makine Mühendisliğinde keyifle ve motive olarak çalışabilecekleri alanları bulabileceklerdir. Bu detayı sürekli dile getiririm. Diğer yandan kendini geliştirme sürecinin bir sonu yok. Her gün yeni bir şey öğreniyoruz. Bence artık bitti, ya da yeterince öğrendim dediğiniz an geride kalmaya başlıyorsunuz. Bu sadece teknolojik anlamda değil, hayat için de geçerli.
Saadet: Biraz çocukluğunuzdan bahseder misiniz? Orada size en iyi gelen şey neydi ve temelde kendi babalığınıza taşımak istediğiniz kısmı nasıl bir yer?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Ben çok şanslı bir nesile denk geldim. 1970 leri çocuk olarak yaşadım. Her şeyden önce sokakta geçen, aileler ile iç içe, mahalle temasının güçlü ve geçerli olduğu, gerçek arkadaşlıkların yaşandığı, oyunların oynandığı, düşmekten yara bere içinde kalınan, ama gerçekten çok güzel ve özlem dolu hatıraları olan bir çocukluk geçirdim. Hayat büyüdükçe kişilere sorumluluklar veriyor, yükler ediniyorsunuz, mücadele başlıyor. Bu nedenle bu sürece dingin, heyecanlı, motive, sağlıklı, istekli, idealist ve enerjik girmek için temelde mutlu ve tatminkar bir çocukluğun çok önemli ve büyük bir avantaj olduğuna inanıyorum. Çok pozitif, çok iyi hatıralar ile dolu bir çocukluk geçirdim. Geri dönüp çocukken yapamadım diye pişmanlık hissettiğim hiçbir detay yok diyebilirim. Şartlar eskisi gibi olmamakla birlikte, çocuğumun da kendi çocukluğunu yaşamasını hep önemsedim. Gereksiz yere ve vaktinden önce olgunlaşması ve sorumluluklar üstlenmesini istemedim o nedenle. Oğlumun yarım kalmış ya da yaşanmamış bir çocukluk dönemi olmamasına gayret gösterdim. Kendi çocukluğumdan hatırladıklarımı oğlum ile paylaşmayı seviyorum. Keşke mümkün olabilse, kendi çocukluk halim ile oğlumla çocuk olarak arkadaş olabilseydim.
Saadet: Kurumdaki çalışmada babanızı izlediğinizi ve ortamın da etkisiyle biraz mesleğe yöneldiğinizi anlattınız. Babanızdan bahseder misiniz biraz lütfen? Annenizden de elbette. Ayrıca siz iki kuşak arasında köprü gibisiniz, hem klasik ebeveynlik içinde büyüdünüz, hem de daha küçük denilecek yaşta bir oğlunuz var. Kendi ebeveynlerinizde neleri eleştirdiniz ve şimdilerde neyin eksikliğini yaşıyorsunuz? Sizce şimdiki ebeveynlerde neler artıda ve neler ekside?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Babam, anne ve babasını erken yaşta kaybedip, yatılı okulları sınavla kazanıp okuyan, sonrasında ayakta kalan, mesleğini oldukça iyi bir şekilde yerine getiren, çok titiz, işini severek ve prensipleri ile yapan bir devlet memuru idi. 38 yıllık memuriyeti sonrası emekli oldu. Kendisi inşaatçı olduğu için evde ozalit kağıtları, çizimler, pergel ve gönyeler arasında büyüdük. Annem 70’li yılların klasik ev hanımlarından biridir. Son derece fedakar, sevecen ve kendisini ailesine adamış bir kişidir. Kardeşim ve benim ikimizin de akademisyen olmasındaki en büyük emek öncelikle Anne ve Babama aittir. Onların oluşturduğu aile çok doğru içerisinde olabildiğince sorunsuz ve mutlu bir hayat sürüp bugünlere kadar gelebildik. Ben bahsettiğiniz gibi klasik denebilecek bir ebeveynlik içinde büyüdüm. Fakat çok da şikayetçi olmadım bu durumdan. Oğlum 15 yaşında henüz. Şartlar mutlaka değişti. Ailelerin yaşam kinetikleri daha farklı. Fakat ben özellikle aile ile çocuk arasındaki ilişkide sevginin çok önemli olduğu, güven ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerin güçlü bağlar oluşturduğuna inanıyorum. Geçmişe kıyasla daha farklı bir ortamda olsak da geçmişteki gibi birbirine bağlı bir aile olmak için gayret gösteriyorum. Ben ve benim jenerasyonum sanırım ailelerimizi pek eleştirmedik. O günkü şartlarda çok da eleştirilecek bir yanları yoktu bence. Onların gayretleri ortada idi. Onları takdir edip, onları örnek alarak büyüdüm diyebilirim. Güçlü bir baba figürü vardı hep, çok sevecen ve fedakar bir anne figürü de aile içinde idi. O nedenle mutlu çocuklardık diye düşünüyorum. Babamı kaybettim yakın geçmişte, eksikliğini yaşıyorum. Annem ise hayatta ve hala birlikte olmanın tadını çıkarmaya gayret ediyorum. Şimdiki zamanda öncelikle insanlar ebeveyn olmak istiyorlar mı? Bu sorunun cevabı bence çok önemli. Hakikaten hayat şartları 1970’ler gibi değil. Özellikle çocuk sahibi olmak, çocuk yetiştirmek kolay bir şey değil. Dünyanın en keyifli şeylerinden biri çocuk yetiştirmek, ama istemeniz ve hayatında çocuğunuzu gerçekten öncelemeniz gerekiyor. Bu nedenle bir şekilde çocuk yetiştirmek ya da ebeveyn olmakla ilgili henüz net karar vermeden, hazır olmadan bu işe girmemek bence çok önemli. Şimdiki ebeveynler eğer aile kurmak ve çocuk yetiştirmek konusunda motive ve isteklilerse aslında temelde bence değişen bir şey yok. Önemli olan ailenize ve çocuğunuza yeterince zaman ayırmak, onları önemsemek ve öncelemek. Ailenin her şeyden önce gelmesi bence kişinin kendisi için de önemli. Günümüzde de ebeveynlik biraz geçmişe göre farklı olsa da temelde çocuğunuz sizin onu sevdiğinizi hissediyor. Karşılıklı sevgi saygı söz konusu ise detaylarda farklılık olsa da temelde her şey geçmişteki gibi devam edebilir düşüncesindeyim. Şimdiki ebeveynlerin artıda olduğu çok şey var. Şimdi geçmişe kıyasla her anlamda daha fazla imkan ve seçenek var. Daha bilinçli ve donanımlı bence ebeveynler. Fakat çalışma şartları daha ağır, aile ve çocuklara ayrılan zaman daha kısıtlı.
Saadet: Merak duygusu çok önemli ve maalesef bazen klasik eğitim modeli onu geliştirmede yetersiz kalabiliyor. Bu bağlamda soruyorum; sizce çocuktaki merak duygusu nasıl canlı tutulur?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Aslında bence çocuklar yeterince meraklı olarak dünyaya geliyorlar. Bize sordukları sorular bazen bezdirme noktasına bile gelebiliyor. Ama önemli olan bu merak etme güdüsünü çocuklardan almamak ya da onları köreltmemek ve mümkünse artırmak. Bence çocuklar merak ettikleri ve sordukları, araştırdıkları sürece onları desteklemek, yapıcı cevaplar vermek, emek vermek önemli. Çocukların soru sormamaya başlaması aldıkları cevapların tatminkar olmaması nedeniyle olabilir. Bu nedenle çocukların sorularına büyük bir sabırla ve aslında yüksek bir motivasyon ile cevap vermek bence çok önemli. Çocuğun sorduğu bir soruya aldığı cevap belki onun hayatını değiştirebilir. Bu nedenle sabırlı ve özenli cevaplar vermek bence çok kıymetli. Bir de merak etme duygusu biraz da birlikte yaşanarak elde ediliyor. Meraklı bir ailede olmak çocuk için de bir kazanç diye düşünüyorum.
Saadet: Çok sayıda makale yazdınız, atıf aldınız ve önemli kurumlarda görev yaptınız. Yurtdışı deneyimleri ile de orada gördüğünüz şeylerin küçük de olsa yansımalarını olumlu anlamda buraya taşıdınız ve devam ediyorsunuz. Tüm bunlar içinde “Kişinin kendi değerini bilmesi” gereğini sıkça vurguluyorsunuz. Yine özgüvenin önemli olduğunu ama bunun çalışma ile bütünleşince anlam bulacağını söylüyorsunuz. “Başarı” tek kelime ama ardında bir sürü bileşen var; bize biraz bu bileşenleri açar mısınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: İnsanın hayatında iş ve sosyal yaşam bence iki temel unsur. İş hayatında mutlu, tatminkar olmak çok önemli. Yeri geldiğinde ailemiz ile geçirdiğimiz zaman kadar iş hayatında zaman geçiriyoruz. İş ve sosyal hayat arasındaki etkileşim de çok yüksek. O nedenle yaptığınız işte mutlu olmak, mümkünse başarılı olmak, yaptığınız işten tatmin olmak bence çok önemli ve değerli. Bunların çıktıları sosyal hayatınıza da yansıyor. Mutlu bir iş hayatı, mutlu bir insan olmanıza katkı veriyor. O nedenle sevdiğiniz işi yapmak bence çok kıymetli. Ben herkesin içerisinde etrafındakilerden farklı, özgün bir yönü olduğuna inanıyorum. Herkesin başkalarından farklı bir bakış açısı, yeteneği ya da birikimi söz konusu. Önemli olana kişi olarak öncelikle bunun farkına varmak. Kişinin kendini özel hissetmesi, kendindeki değeri görebilmesi için elbette özgüvenli olması gerekiyor. “Kendi potansiyelimi keşfedip, en güçlü hissettiğim alanda severek işimi yapıp hayatımı kazanmalıyım” bakış açısı ile hayata atıldığınızda bence doğru yoldasınız demektir. Bazen insanın kendini tanıması, yeteneklerini keşfetmesi, kendi derinliğini ya da eksiklerini görmesi zaman alabiliyor. Bu konuda kişi kendisini ne kadar objektif değerlendirir ise o denli karşılığını alır düşüncesindeyim. Allah vergisi yetenekler, kabiliyetler, yatkınlıklar bence çok önemli. Fakat tüm hayatım boyunca edindiğim tecrübe yeterince çalışmadan ve emek vermeden kazanmanın mümkün olmadığını söylüyor. Çok yetenekli ve becerikli olanlar belki diğerlerine kıyasla daha az gayretle başarılı olabilir. Daha kısıtlı beceri ya da yeteneğe sahip olsanız bile diğerlerine kıyasla görece daha fazla çalışarak yine de başarılı olma şansınız her zaman vardır. Sağlık ve sosyal nedenler ile yeterince çalışma ve gayret göstermeyi engelleyen bir sorun olmadığı sürece herkesin özellikle güçlü olduğu alanlarda çok başarılı olmaması için hiçbir gerekçe olmadığını düşünüyorum. Fakat hayat başarıdan, kazanmaktan ibaret değildir. En başarılı olmak, en fazla kazanan olmak her zaman sizi en mutlu insan yapacak diye bir şey yok. Ama herkes yeterince emek verme ve çabalama sonrası hayatında hayal ettiği yerlere gelebileceğine ve mutlu olabileceğine inanmalı.
Saadet: Yeni bir şey denemek, var olanı dönüştürmek veya başka bir ifade ile boşta kalınca huzursuz olmak gibi bir yapınız var anladığım kadarıyla. Çalışma alanlarınız da bunu gösteriyor. Sanki biraz asıl meşguliyetiniz kendinizle gibi ve bu sizi geliştiren de bir şey. Biraz yolu uzattım sorarken ama tam anlaşılmak da istiyorum; boş başakların çok fazla boy gösterdiği bir yerde kendiniz gibi kalarak daha gözlemci haldesiniz sanki. Dışarıdaki gürültüden nasıl korudunuz kendinizi başarı yolculuğunuzda ve koruyorsunuz hala?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Hala merak ediyor olmak, hala yeni konular ile yüksek motivasyonla ilgilenme sürecim devam ediyor. Severek araştırıyorum. Kimse beni bu konuda artık motive etmeye çalışmıyor, ya da ben hala eksik olduğumu düşünüp, hedeflerim olduğu için çalışmıyorum. İstediğim, merak ve enerji hissettiğim için çalışıyor ve araştırıyorum. Bu nedenle bir gerekçe ile artık istemediğim zaman gelene ya da enerjim bitene kadar bu sürecin devam edeceğini düşünüyorum. Yanı sıra çevreden olumsuz etkilenmemeye gayret ediyor ve güncel popüler trendleri takip etmiyorum. Başkalarının gerekçeleri, güncel modalar, toplumdaki popüler bakış açılarına takılmıyorum. Genelde eleştirel, meraklı, detaycı, idealist bir çizgim var. Hele mesleğim gereği asla mükemmel diye bir şeyin olmadığını düşünüyorum. “Olağan üstü” kavramı da bu bağlamda bende hep zihnimi kurcalar. Olağan üstü diye tanımladığımız her şey, olduğu anda meğer olası imiş dediğimiz şeyler aslında. O nedenle ideal, mükemmel ya da olağan üstü diye bir şey olmadığından hareket ederseniz mevcutta var olan her şey için daha iyisinin olabileceği düşüncesi ile her şeye geliştirilebilir gözü ile bakarsınız. Bu da merakınızı, mevcut olan her tasarımı, her sistemi daha geliştirilebilir düşüncesi ile incelemenize neden olur ve sizi besler. Bir açıdan baktığınızda etraftan kendinizi soyutlamak özgün bir şeyler üretmek adına önemlidir. Herkes gibi düşünmemek, alışmış ve edinilmiş yargılar ile hareket etmemek adına düşünsel anlamda yalnız kalabilmek ya da izole olabilmek bence çok önemli. Bu düşünme ve gözlemleme aşamasında bence çok değerli. Fakat insanlardan ve toplumdan kopmamak, etrafınızdan beslenmek, etkileşimde bulunmak, fikir almak, dinlemek, farklı bakış açılarını deneyimlemek, bence çok önemli. Özellikle farklı disiplinler ile çalışmak bu nedenle beni çok mutlu ediyor. Seyahat ederken, film izlerken ya da günlük hayatta iken çok küçük bir detayı gözlemlemeyi, fotoğraf çekmeyi, not almayı severim. Deneyimlemek, esinlenmek ve uyarlamak bence çok önemli. O nedenle sosyal hayat devam ederken bile arka planda bir şeyler düşünüyor olmak, projelerinizin aktif olması, tahmin etmediğiniz bir yerde çözüm bulmasına ya da ilham almanıza neden olabilir.
Saadet: Makine mühendisliği okumasaydınız ne yapardınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Bir nedenle yapamadığım ya da gerçekleşmeyen pek çok uğraşı var. Mimarlığa yatkın olduğumu düşünüyorum. Tarih ve arkeolojiye merakım var. Müzik ile de uğraşmak ve üretmek isterdim. Bir şekilde fırsat yaratıp bu bahsettiğim alanlarda bir şeyler yapardım mutlaka diye düşünüyorum.
Saadet: Bilgiye erişimin kolaylaştığı bugünde sizce gençler, yolun başındakiler nasıl fark yaratacaklar? Artı ve eksi yönleriyle sizin lisans eğitiminize göre bambaşka bir dünyada yaşıyorlar?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Bence fark yaratmak için harika bir ortam var. Müthiş bir alt yapı var. Ben yüksek lisans tezimin çıktısını bir hafta sonunda ancak alabilmiştim. Tüm cumartesi ve pazar günüm bilgisayar ve printer başında geçmişti. Eğer “bold” karakter kullanmış isem printer o karakterin üzerinde birkaç kez geçtiği için zaman kaybederdim. Resimleri ise kağıt üzerindeki paragraflar arasına elle yapıştırırdık. Bir malzemenin X ışını analizini yaptığımızda cihaz çıktıyı birkaç metre boyunda üzerinde çizgiler olan kağıtlara basardı. Her bir noktasını eksenlerde tanımlayıp tez içerinde bir resim haline getirmek saatlerimi alırdı. Şimdi özellikle teknolojiyi ve yapay zekayı keyifle kullanıyorum. Her şeyi çok hızlandırıyor ve zaman kazandırıyor. Fakat insan beyninin düşünme yetisi çok başka bir şey. Günümüz teknolojisi ile düşünme ve tasarlama yetisi bir araya geldiğinde çok hızlı ve çok yaratıcı olabilmek olası. Çok eski zamanlarda bile Da vinci zamanının çok ötesinde çok özgün işler yapmıştı örneğin. O zamanlarda bırakın yapay zeka ve bilgisayarı, muhtemelen kağıt bulmakta zorlanıyordu kendisi. Yaratıcı olabilmek, fark yaratmak, özgün olmak kullandığınız teknolojilerden bağımsız bir şey. Gençlerimiz çok fazla imkanın olduğu günümüzde bence çok şanslılar. Ama bu şans onların daha hızlı hareket etmesi, daha çabuk problem çözebilmelerine yardım ediyor. Fakat merak eden, sorgulayan, tasarlamayı seven herkes için hala yapacak çok şey var. Günümüzdeki teknolojiyi keyifle kullanıp daha karmaşık ve kompleks sorunları çözmek, karmaşık sorunlara basit ve optimum çözümler üretmek için günümüz çok daha verimli bir ekosistem içeriyor aslında
Saadet: Bilmenin sonsuzluğunda ve bunun farkında birisi olarak sizden geriye ne kalsın istiyorsunuz çocuğunuza, öğrencilerinize?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Hiçbir zaman mükemmele ulaşamayacak olacağımız düşüncesi bence hep akıllarda kalmalı. Ne yaparsak yapalım bir adım sonrasında daha iyisi ve daha gelişmişi gelecektir. Eğer geçmişten geleceğe geçen zamanda, bir önceki versiyon ile sizden sonraki versiyon arasında bir şeylere katkı verebiliyorsanız ilerlemeye, gelişmeye katkı veriyorsunuz demektir. Bu devasa bir yapıya bir tuğla koymak gibi bir şey. Bazıları çok sayıda tuğla ile büyük duvarlar inşa edebilir, fakat bazıları tek bir kilit taşı yerleştirerek kocaman bir kemeri sabitleyebilir. Büyük duvarlar örmek de kilit taşı yerleştirmek de olabilir. Ama hala henüz daha yapmadığım bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Daha olgun ve donanımlı olduğum bir zamanda, benimle anılsın istediğim yeni şeyleri yapma isteğim devam ediyor.
Saadet: Bazı bilim insanları hayatı tek yönlü yaşıyorlar. Alanlarında iyi olmalarının yanında diğer alanlarda zayıf kalabiliyorlar. Tarih bu örneklerle dolu. Bu da sanki hayatı tek yönlü yaşamak gibi bir şey. Siz çalışmanın dışında müziği sevdiğinizi söylediniz. Biraz bunun size iyi gelen yanını anlatır mısınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Başta müzik olmak üzere tarih ve arkeoloji ile ilgilenmeyi seviyorum. Örneğin müzik ya da diğer ilgi alanları bence her şeyden önce ruhu besleyen bir uğraşı. Eğer yaptığınız işin dışına çıkmaz ve nefes almazsanız her ne kadar işinizi seviyorsanız da bir süre sonra geç kaldığınız ya da yaşamadığınız, pas geçtiğiniz hayatınızı sorgulamaya başlarsınız. Akademisyenlik her ne kadar bir meslekten ziyade bir yaşam tarzı ise de, en azından benim gibi olanlar için arada ruhumuzu nadasa bırakmak, biraz uzak kalmak, özlemek, farklı şeylere kanalize olup tekrar kaldığımız yerden başlamak çoğu zaman işe yarıyor. Müzik dinlemek, müzik ile uğraşmak benim için hem dinlenme, hem de kafamın başka bir yere odaklanması ile biraz daha yaptığınız işi özleme anlamına geliyor. Bir problemi düşünmeye ara verdiğimde ve sonra geri döndüğümde dingin bir şekilde çözebildiğimi çok kez yaşadım.
Saadet: Siz öğrencilerin ikinci sınıftan sonra kendi yeteneklerini fark edip orada derinleşmeleri gereğini düşünüyorsunuz. Bu derinleşmenin de bir alanda uzmanlaşma, fark yaratma ve orada başarılı olmanın yolunu açacağını düşünüyorsunuz. Akademik hayatınız ve tecrübeleriniz bu konuda neler söylüyor. Öğrencilerinizdeki gözlemlerinizi bu anlamda paylaşır mısınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Özellikle Mühendislik eğitiminde 2. sınıfın sonunda alanınız ile ilgili temel eğitimi almış oluyorsunuz. 3. sınıf ile birlikte artık mesleğiniz ile ilgili detay bilgilere ulaşmaya başlıyorsunuz. Örneğin Makine Mühendisliği uygulama alanı çok geniş bir meslek. 3. sınıfın başında bir öğrencinin hangi anabilim dalı ile daha yakın olduğunu anlayıp belli bir alana doğru yönlenmesi kendisine çok şey katacaktır. Son 1.5 ya da 2 sene bence çok kritik. Henüz lisans eğitimi esnasında 1.5 – 2 yıllık bu dönemde edinilen deneyim öğrencileri ortalama ve sıradan öğrencilerden ayrıştıran, ekstra bilgi beceri kazandıran bir unsur. Her alanda belirli bir seviyede bilgi sahibi olmak yerine daha dar bir çerçevede ortalama ya da standart bir yeni mezunun üzerinde bir seviyeye sahip olmak sizi diğer mühendislerden pozitif ayrıştırır. Mesleğinizin ilk yıllarında yine spesifik bir alanda yoğunlaşır iseniz ( bu yüksek lisans yapmak, kaliteli sertifika eğitimleri almak, kurumsal ve yetkin bir işletmede oryantasyon sürecini geçip işe başlamak vb) mezuniyetinizin 2. – 3. yıllarında artık işi bilen, aranan bir mühendis olabilirsiniz. Tercihlerini doğru yapan ve yeterince çalışan, gayret gösteren, mühendislik kariyerlerinde mezun olmalarının üzerinden 3-4 yıl geçmesine rağmen benden daha fazla aylık maaşa sahip çok fazla sayıda öğrencim var.
Saadet: Öğrencilerinizi birkaç yıl sonra meslektaşınız olarak gördüğünüzde yaşadığınız mutluluktan bahsettiniz, aslında sınırlı bir sürede belki de rehberlik etme görevini içselleştirdiğiniz için bu bahsi kurdunuz. Onların okula ilk başladıkları zaman ile meslektaşınız olarak karşınızda durdukları zaman arasındaki süreçte sizi en çok motive eden şey nedir?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Eğitimci olmak gerçekten çok keyifli, kutsal ve özel bir meslek. Her şeyden önce karşınızdakine bir mesleği öğretiyorsunuz. Öğrendiklerini hayatını idame etmek, gelir elde etmek, mesleğini yaparak toplumda bir yer edinmek, prestij ve saygınlık kazanmak için kullanıyor öğrencilerimiz. Üniversitenin ilk yıllarda meslek hakkında hiçbir bilgi ve alt yapısı olmayan birini, emeği, bilgisi ve katkısı nedeniyle hayatını kazanan biri haline gelmesine katkı vermek çok keyifli. Bizler de öğretmenlerimiz ve üniversitede hocalarımız sayesinde bu noktalara geldik. Misyonu sürdürmek de bize düşüyor. En azından bizim gibi, mümkünse bizden daha başarılı olan meslektaşlarımızı yetiştirmeliyiz. Belirli bir aşamaya gelen başarılı bir öğrencimi gördüğümde hem gururlanıyorum, hem de süreç içinde kendisine katkı vermiş olmaktan dolayı seviniyor ve keyif alıyorum. Onların katkı verdiği her üründe, makinada ya da hizmette benim de bir katkım olduğunu hissetmek çok güzel bir his.
Saadet: Maalesef dünyada ve ülkemizde gençlerde umutsuzluk, şiddet olayları artmış durumda. Sizce bunu aşmak için neler yapılabilir? Bu soruyu hem hayat tecrübeniz, hem de akademik alandaki işlevselliğiniz üzerinden soruyorum.
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Öncelikle umutsuz olmak, mutsuz olmak mutlaka şiddeti ve diğer olumsuz davranışları tetikler, artırır. Fakat ben bilinçli hareket eden, kendine yatırım yapıp ileride bunun ekmeğini yiyeceğim diyen, kararlı, hedefleri olan ve gayret gösteren, yeterince çalışan birinin umutsuzluğa kapılmasının yersiz olduğu düşüncesindeyim. Eylemsizliği meşrulaştıracak bahaneler üretmek yerine, motive olup, gayret gösterip, yeterince çalışan birinin hayatta hep iyi yerlere geldiğine şahit oldum. Bence umutsuz hissedebilir zaman zaman insanlar. Dirençleri kırılabilir, şevkini baltalayan olaylara maruz kalabilir, adil olmayan bir süreç yaşayabilir, bazı şeyleri kaybedebilir, hatta sağlığını bir süreliğine kaybedebilir, yalnız ve zor durumlarda kalabilir. Ama lastik bir top gibi düşünmek lazım, kuyunun dibine düşüyor ise bilinmeli ki tabana çarpıp tekrar yükselecektir. Olası her umutsuzluğu bu şekilde yorumlayıp, negatif ve kendimizi aşağı çeken her düşünceden bu şekilde sıyrılmalıyız. Hayatta isek umut hep vardır. Umut ettiğimiz her ne ise onu elde etmek üzere çalışmak ve gayret göstermek söz konusu olursa ben dünyanın yeterince adil, açık elli olduğunu düşünüyorum.
Saadet: Çocukluğunuzda yaşadığınız ve unutamadığınız olumlu bir anınızı paylaşır mısınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Çocukluğum deyince aklıma pek çok detay geliyor. Fakat benim geçmişe döndüğümde hatırladığım en eski anılarımdan biri, 1973 yılında İzmit’e geldikten sonra ilk oturduğumuz evimizden, bahçeli diğer evimize taşındığımız güne ait. O gün aynı sokakta, birkaç yüz metre daha ilerideki bir eve taşınıyorduk. Bir kamyon geldi, eşyalar yerleştirildi, annem ve ben şoför ile birlikte kamyonun ön tarafında oturduk, babam için yer kalmamıştı. Babamın kamyonun kapısındaki basamağına basıp, dışardan aynaya tutunarak kamyonun dışında bu yolu gittiğini hatırlıyorum. Yağmurlu bir gündü. Babam dışarıda ıslandı diye düşünüp endişelenmiştim. Bu anı yaklaşık 53 yıl öncesine ait benim ilk anılarımdan biri.
Saadet: Öğrencilerinizle yaşadığınız ve unutamadığınız, aklınızda yer edinen olumlu bir anınızı paylaşır mısınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Benim en çok severek yaptığım şeylerden biri öğrencilerimi lisans döneminde laboratuvarda çalıştırıp, deneysel çalışmalar yaptırıp bire bir cihaz kullanmaları ve malzeme geliştirme çalışmaları yapmalarını sağlamaktı. Cihan Kaboğlu bu öğrencilerimden biri idi. Kompozit malzemeler ile ilgili kurduğum laboratuvarda çalışan lisans öğrencilerimden biriydi. Ona abilik eden doktora öğrencilerimden DMA cihazının çalışmasını öğrenmişti. Sonrasında bu cihazla yapılacak deneyleri kendisine yaptırıyorduk. Kendisi daha sonra Devlet adına aldığı burs ile İngiltere’de Imperial College de doktora yaptı. Orada doktora seviyesindeki araştırmalarda kullanılan, randevu alınarak kullanılan ve herkesin nasıl çalıştığını pek bilmediği DMA cihazını görünce Cihan’ın “ben bu cihazı biliyorum” deyip başına geçmesi ve çalıştırması, “ben bu cihazı lisans eğitimim süresince Türkiye’de kullandım” dediği esnada oradakilerin her birinin şaşırdığını bana aktarması beni çok mutlu eden anılarımdan biridir. Kendisi şu an Bursa Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
Saadet: Hocam Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” sözü geldi aklıma; kişinin kendini bilmesi neden önemli ve girişten yine aynı yere geldim, temelde bu söyleşiyi aslında sizin de “Kişi kendisini ve kendisindeki değeri bilmeli” demenizle beraber düşündüm. Neden önemli bu ifade, açar mısınız biraz?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: İnsan gerçekten çok değerli bir varlık. Düşünebiliyor, hayal ediyor, üretebiliyor. Bugün teknolojinin, sanatın vb geldiği yerlere baktığınızda bunların tamamının insanların ürünü olduğunu düşündüğünüzde gerçekten insanlığın bugüne kadar neleri başardığını görüp çoğu zaman hayranlıkla izliyoruz. Birkaç bin yıl öncesinde insanoğlunun yaptığı yapıları düşününce, bazılarının hala günümüze geldiğini, yaşadıkları onca deprem, doğal afetler, her türlü dış etkilere karşın ayakta kaldığını gördüğümde aklıma ilk gelen, o yıllarda insanların gerilme analizi yapmadan, bilgisayar kullanmadan bu yapıları nasıl yaptıklarıdır. Bu yapıları hissederek, gözlerinde canlandırarak yaptıklarını düşünürüm. Demek ki çok yıllar öncesinde bugünün mühendisleri ile rekabet edebilen, çok donanımlı insanlar varmış ve bir şekilde harikalar yaratmışlar. Günümüz hayatında da bence çok kişi uzun yıllar sonra insanlığın övgü ile bahsedeceği, hayranlıkla izleyeceği işler yapıp, geleceğe güçlü miraslar bırakabilir. O nedenle içinizde ne hissediyorsanız, diğer standart özellikleriniz dışında olduğuna inandığınız bir yönünüze ilişkin bir tespitiniz olursa, bunu çekingen ve mütevazı bir şekilde içinize atıp bırakmayın. Bence her insan özgün ve etrafındakilerden küçük nüanslar ile de olsa farklı. Size bahşedilen bir özelliği, üstünlüğü önce kendinizle paylaşmalı kendinizi bir değer olarak görmeli, kendiniz ile barışık, öz güvenli ve motive olmalısınız. Sonrasında sizde olduğunu düşündüğünüz yeteneğin aslında size emanet edilen bir özellik olduğunu değerlendirip, bunu en yakınınızdakiler ile toplum ile yeri geldiğinde insanlık ile paylaşmak bir yerde boynunuzun borcudur.
Saadet: Geliyorum en sevdiğim soruya; elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanabilseniz ne yapardınız?
Prof. Dr. Tamer Sınmazçelik: Çocuklar masum ve korumasızlar. Mutlu çocuklar gelecekte mutlu insanlar demek. Sihirli değneğim olsa çocukların yetişkin olana kadar problem yaşamadığı, hep mutlu oldukları, hep gülümsedikleri bir dünya yaratmak isterdim.








































Son Yorumlar