“oh bitti diyeceğim :)” diye LGS öğrencisi oğluna seslenecek olan Rehber Öğretmen Duygu Deniz Karabal “oğlak sohbetleri”nde :)

Sevgili Rehber Öğretmen Duygu Deniz Karabal ile aynı lisede okuduk ve şimdi aynı gemideyiz 🙂 İkimiz de bu söyleşiyi yaptığımız günlerde LGS için son haftalarda olan iki anne olarak yer alıyoruz. Ben sordum, o da samimiyetle yanıtladı sorularımı; hem anne, hem de rehber öğretmen olmanın getirdiği tecrübe ile. Şunun şurasında iki hafta kaldı sınava ve ona sınavdan sonra oğluna ne diyeceğini sorduğumda verdiği yanıt galiba benim de vereceğim yanıt aslında: “oh bitti diyeceğim 🙂 Sen elinden geleni yaptın gerisi sana bağlı değil, artık bekleyeceğiz. Gerisi biraz kısmet. Deneyeceğimiz başka okullar farklı yollar var mı onları araştıracağız.” O erkek çocuk annesi, ben ise kız çocuk annesiyim, hem cinsiyet farkı, hem de gelişimsel olarak yaşadıkları değişimler de aslında merakımdaydı. Bu nedenle aklımda olanları, benzer meraklarda olanlar için sordum. Şimdiye kadar öğrencilerini ve velileri dinledi, dolayısıyla hem oradakileri aktarıyor, hem de kendi ebeveynlik sürecinde yaşadıklarını. Bu nedenle bence oldukça kıymetli söyledikleri. Yalnız bunu demeden başlayamayacağım söyleşiye: fonda lütfen “kim derdi ki bir tanem” çalsın ve yıllar evvel aynı sıralarda okurken, kim derdi ki şimdi ikimiz de iki çocuk annesi olarak buradayız ve ilkler aynı yaş grubunda iken bu yarışa mecbur olan herkes için konuşuyoruz. 

Saadet: Sevgili Duygu, hoş geldin “oğlak sohbetleri”ne. Sen LGS sürecini hem rehberlik ve danışmanlık alanından gelen bir eğitimci hem de LGS’ye hazırlanan bir çocuğun annesi olarak deneyimliyorsun. Aynı süreci yaşayan birisi olarak seni burada görmek ve söylediklerini okumak keyif benim için. Ben seni teeee liseden beri biliyorum ama ilk defa duyacaklar için kısaca kendinden bahseder misin lütfen.

Duygu Deniz Karabal: Merhaba canım, hoş buldum sohbetlere 🙂 Evet çok eski tanışıyoruz seninle. Artvinliyim, orada doğdum büyüdüm. İlkokulu Artvin Hopa’da, ortaokul ve liseyi İzmit’te bitirdim. Sonrasında İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık okudum. 8 yıl kadar İstanbul’da dershane ve özel okullarda çalıştım. Sonrasında devlete atanarak Kocaeli’ye döndüm. 15 yıldır da Kartepe’de devlet ortaokullarında çalışıyorum. Ayrıca Yeşilay formatörü olarak tüm ildeki rehber öğretmenlere “Bağımlılıkla Mücadele Eğitimleri” verdim. Farklı etkinliklerle, çeşitli seminer ve çalışmalarla da devam ediyoruz. Biri 8. Diğeri 4. Sınıf iki erkek çocuğu annesiyim.

 

Saadet: Önce şunu sormak isterim; LGS annesi ve öğretmen olarak, hem de rehber öğretmen olmak sana bu yıl neler hissettirdi?

Duygu Deniz Karabal: Terzi kendi söküğünü dikebilir mi, görelim istedim 🙂 Sene başında söylediklerim vardı kendisine. Hem sistemle, hem kendi yapabilecekleriyle ilgili olarak… Yine tabii ki her ergen gibi önce kendi bildiklerini yapmayı denemek istedi. Sonra dediğim noktada buluşmuş olduk 🙂 Okulda da 8. Sınıf öğrencileri ile bir arada olduğumdan çok zorlanmadım açıkçası. Bazen onlara oğlumu, bazen de oğluma onları anlattım. Eski öğrencilerimden verdiğim örnekler de hepsine daha anlamlı geliyor.

 

Saadet: Bir alanın bileni veya öğreneni olmak, ya da uzmanı diyelim artı veya eksi yönleri taşıyor. Bazen kaygıyı azaltıyor, bazen de daha fazla farkındalık getiriyor olabilir. Bir anne olarak bu süreçte en çok hangi duyguları yaşadın?

Duygu Deniz Karabal: Çok şükür oğlum benim dediklerime kıymet veren bir çocuk. O yüzden söylediklerimi ciddiye aldı, önerilerimi uyguladı. O yüzden “işe yarıyor” olmak benim de hoşuma gitti tabii. Söyleyeceklerimi onun kararlarına, yapabileceklerine göre uyarlamak için de dikkatli seçtim cümlelerimi. Bu da biraz dikkatli davranmayı gerektiriyor.

 

Saadet: Bugün birçok veli “Acaba yeterince destek olabiliyor muyum?” diye düşünüyor. Sence ailelerin en büyük kaygıları neler? Yılların tecrübeleri sana neler söyletir?

Duygu Deniz Karabal: Bazı aileler destek olabilmek için her şeyi yapıyorlar. Dershane, özel ders, tüm isteklerini yapmak vs… “Biz elimizden geleni yapalım” düşüncesindeler. Bazen bu durum çocukta daha fazla kaygıya yol açabiliyor. “Onlar her şeyi yapıyor, ya onları mahcup edersem” diye düşünebiliyor. Çocuğun kaygısı arttıkça ailenin de artıyor tabii. Dengeyi iyi kurmak, bak bunları yapıyoruz sen de yapacaksın, diye baskılamamak gerekiyor.

 

Saadet: 14 yaşındaki çocuklar çoğu zaman duygularını açık ifade edemiyor. LGS sürecinde çocukların iç dünyasında neler oluyor sence?

Duygu Deniz Karabal: Demin dediğim gibi, ailesini mahcup etme, kendini başarısız olarak görme gibi düşünceler kaygılarını arttırıyor. Zaten yaş olarak sancılı bir süreçteler, kararlar sürekli değişiyor. Bu kargaşada onlardan karar alması bekleniyor. Hatta bu karar belki tüm hayatını etkileyecek. Bu sorumluluk altında ezilebiliyorlar. Bir yandan da “ergenlik” bastırıyor, bırakın ben kendim karar vereceğim diyor. Destek almak da istemiyor. Göründüğü gibi git-gelli, sancılı bir süreç.

 

Saadet: Aileler iyi niyetle motive etmeye çalışırken bazen çocuk bunu baskı gibi hissedebiliyor. O ince çizgi nasıl korunabilir?

Duygu Deniz Karabal: Az önce bahsettik biraz. Biz her şeyi yapıyoruz ama senin için yapıyoruz, önemli olan sensin, senin mutluluğun, elinden geleni yapman yeterli olacaktır desinler. Kendilerinden ya da başkalarından örnek vermesinler. Kendi olamadıkları meslekleri olmaları, okuyamadığı okulları onlara hedef olarak göstermesinler. Tabii ki fikir olarak sunabilir, ben isterdim diyebilirler ama zorlamasınlar, ısrar etmesinler.

 

Saadet: “Ders çalış”, “dikkatini topla”, “bak herkes çalışıyor” gibi cümleler çocuklarda nasıl bir etki bırakıyor? Bunun yerine nasıl bir iletişim dili kurulabilir?

Duygu Deniz Karabal: Öğrenciler genelde diyor ki, “Hep çalışıyorum, tam dinlenirken annem görüp çalışmıyorum sanıyor.” Bu da kendilerine dikkat edilmediğini, hep olumsuz özelliklerinin görüldüğünü düşündürüyor onlara. Hele başkalarının görülüp onların görülmemesi morallerini bozuyor.

Emir vermek, örnek göstermek yerine kendileriyle yarışmalarını sağlayın. Yani dünden daha fazla çalışsın, bir önceki denemeden daha yüksek puan alsın. Mutlaka dinlensin, yanlışlarını kontrol etsin. Yeterli zaman ayırıyor, netleri yükseliyorsa zorlamanın anlamı yok. Sürekli ders çalışmaları zaten kaygılarını da arttırır.

 

Saadet: Özellikle sınav dönemlerinde çocuklar çok sık akranlarıyla kıyaslanıyor. Açıkçası bazen bunu kendi aramızda da konuşuyoruz, biz şanslı bir kuşaktık bu anlamda ama maalesef bizim çocuklarımız değil gibi. Kıyaslanarak büyüyorlar ve bizim ebeveynlik şekillerimiz de sıkıntılı. O nedenle bu soruyu sınava hazırlamada strese yenik düşen ebeveynler ve daha doğrusu onların çocukları için soruyorum. Bu durum onların özgüvenini ve motivasyonunu nasıl etkiliyor?

Duygu Deniz Karabal: Vallahi ben pek şanslı değildim sanırım o zaman 🙂 Ben notumu söyleyince daha yüksek alan var mı derlerdi bana 🙂 O yüzden kendimden de bildiğimden, hem çocuklarıma hem öğrencilerime bu konuda hassas davrandım. Demin de dediğim gibi görülmediklerini, anlaşılmadıklarını düşünüyorlar. Ama şu da var. Yazılılarda değil belki ama LGS konusunda sıralama sorulması normal aslında. Sonuçta bu bir sıralama sınavı. Sonuçlar açıklandığında puanına değil kaçıncı olduğuna, yüzdeliğine bakacağız. Bu yüzden onların da anlaması gerekiyor.

O yüzden ailelere de çocuklara da şunu öneriyorum: Sınava kadar tek rakibiniz kendinizsiniz. Kendi en iyi netinizi yapmaya çalışacaksınız. Sonrası sizden çıkıyor. Kimin ne yaptığı, kaç puan aldığı, sınavın genelinin zor veya kolay olmasına, sınav kaygısını yönetebilmesine, yanlış okumalarına vs göre değişecektir. Onlar size bağlı değil. Önemli olan “kendi” en iyinizle, elinizden geleni yapmış olarak o sınava girmeniz. Bunları söylemek hem aileleri hem çocukları rahatlatacaktır.

 

Saadet: Bu süreçte anne olarak biz de normalin dışında bir sürece giriyoruz. Zor bir süreç ve iyi yönetmek her zaman kolay olamayabiliyor. Seni en çok düşündüren ya da sana en çok şey öğreten an ne oldu bu bir yılda?

Duygu Deniz Karabal: Sen biliyorsun benim oğlum aynı zamanda profesyonel bir tenis oyuncusu. Yıl içinde çok fazla turnuva, antrenman, seçmeler vs oluyor. Onları da beraber götürmek zorundayız ve bu bizi bazen zorladı. Daha doğrusu seçimlerimizi ve tercihlerimizi değiştirmemiz gerekti. Ama bu olsa da olmasa da sanırım en büyük zorluk doğru seçimi yapabilmeleri konusunda destek olabilmek. Hem ders çalışırken, hem okul tercihinde bulunurken geleceğini belirleyecek olmak büyük sorumluluk.

 

Saadet: Bazı çocuklar sınav sonucunu kendi değeri gibi görmeye başlıyor. Veliler çocuklarına “sonuçtan bağımsız değerli olduklarını” nasıl hissettirebilir?

Duygu Deniz Karabal: Burada bence o güne kadar nasıl geldikleri de önemli. Aile hep başarıyı ön planda tutarak büyüttüyse ya da çocuk hırslı bir kişilikse bunun önüne geçmek biraz zor. Ama yine de bunun geçici bir durum olduğunu, önünde sonunda bir okula gideceğini, önemli ama hayatımızın 1 numaralı konusu olmadığını söyleyebiliriz. Biz öyle davranıyorsak da çocuğun böyle düşünmesinin normal olacağını göz önünde bulunduralım.

 

Saadet: Çocuk kaygılandığında, ağladığında ya da içine kapandığında aile ilk olarak nasıl yaklaşmalı?

Duygu Deniz Karabal: Sorularla çok sıkıştırmamalı, yanında oturup ağlamasına izin verilmeli, sarılmalı. Ne hissettiği sorulmalı. Verilen cevabı yargılamadan, küçümsemeden kabul etmeli. Kendisine çözüm için ne istediği sorulmalı. Saçma da gelse bir beyin fırtınası yapılıp onu da sürece dahil ederek çözüm aramalı. Bir arada olduğunuzu görmek kendine güvenini de artıracaktır.

 

Saadet: Sınav döneminde evdeki atmosferin çocuk üzerindeki etkisi çok büyük. Daha güvenli ve sakin bir ev ortamı için önerilerin neler olur merak ediyorum?

Duygu Deniz Karabal: Rutin çok bozulmamalı. Tabii ki sınava göre ayarlanacak değişiklikler olacak ama normalde yapılan şeylerin sınav var diye yapılmaması veya tam tersi onlarda fark ettirmeden kaygıyı artırabilir. Destek olunarak, arada farklı aktiviteler yaparak rahatlatılarak evde başka gerginlikler çıkartılmayarak destek olunabilir.

 

Saadet: Aslında veliler de ciddi bir stres yaşıyor. Ebeveynler kendi kaygılarıyla nasıl baş etmeli ki bunu çocuklarına yansıtmasınlar? Bir de cinsiyet farkı da önemli gibi geliyor bana. Kızlar sanki tam ergenlikle cebelleşirken, erkekler biraz daha geç girdikleri için daha mı rahatlar? Senin gözlemlerin nasıl bu sürece dair?

Duygu Deniz Karabal: Veliler kendileri ders çalışamıyor, sınava giremiyor. Tabii bu da çocuklarına yap, çalış demelerine neden oluyor. Kendi ellerinde olmaması da kaygılarını arttırıyor. Kaygılandıklarını fark ettikleri zamanlar başka bir ortama geçmeye çalışsınlar. Çocuğun öğretmenleriyle ya da kendi arkadaşlarıyla dertleşsinler. Merak ettikleri konularda temiz ve net bilgi almaya çalışsınlar.

Cinsiyet fark ediyor tabii ama çocuğun kişiliği de önemli. Türkiye birincilerinin çoğunluğunun erkek olduğunu da fark etmişsindir. Erkeklerin çoğunlukla rahat olmaları hiç sınavı umursamamalarına, hatta girmemelerine neden oluyor. Yüksek yapanların da kaygıları çok olmuyor ve sınavda daha başarılı oluyorlar. “nasıl olsa yaparım” diye rahat olmaları kaygı düzeylerini düşürüyor.

Kızlar ise daha çok dert ediyorlar ve bu kaygılarını yükseltiyor. Zaten ergenlikten dolayı başka dertleri olunca bir de bu nerden çıktı diye dertleniyorlar. Ama kızlarda tamamen sınavı bırakma, girmeme durumunu daha az görüyoruz.

 

Saadet: LGS’ye sayılı günler kala ailelerin özellikle yapmasını istediğin şeyler nelerdir? Bir de özellikle kaçınılması gereken davranışları aktarır mısın?

Duygu Deniz Karabal: Sınav yaklaştı diye farklı şeyler yapmasınlar, iyi anlamda da kötü anlamda da J Daha iyi kahvaltı, daha çok test vs yapmasınlar. Rutini çok bozmasınlar. Evde zaman geçirmeye dikkat etsinler. Tabii sakatlanmalara yol açacak aktiviteleri biraz azaltabilirler. (Futbol, kaykay, bisiklet vb.) Ama bunun nedenini söylemeden, çaktırmadan erteleyebilirler. Az kaldı gibi söylemlere girmesinler. Nasıl geçerse geçsin sonuçta bitmiş olacak, rahatlayacaklar. Bunu söyleyebilirler, çocukların durumuna göre.

 

Saadet: Sınav sonucu ne olursa olsun çocukların duymaya en çok ihtiyaç duyduğu cümle sence nedir ve mesela sen sınav sonucundan bağımsız olarak ne diyeceksin oğluna?

Duygu Deniz Karabal: Dediğim gibi, oh bitti diyeceğim J Sen elinden geleni yaptın gerisi sana bağlı değil, artık bekleyeceğiz. Gerisi biraz kısmet. Deneyeceğimiz başka okullar farklı yollar var mı onları araştıracağız.

 

Saadet: Siz anne-oğul olarak hem sporda profesyonel olarak çalıştınız, hem de sınava hazırlandınız. Birliktelik ifade eden cümle kuruyorum, çünkü tek kişilik iş değildi. Bu süreci sizin gibi geçirenlere veya geçireceklere önerilerin nelerdir?

Duygu Deniz Karabal: Evet, ikisinin hedefleri çok farklı ve birbirine ters gerçekten. Teniste başarılı olmak için çok antrenman yapması, çok turnuva oynaması gerekli. Bu da okula daha az zaman ayırması gerekli demek. Dersleri biraz daha vasat olsaydı tamamen tenise, tenisi daha vasat olsaydı okulu seçmesini isteyecektim ama ikisini beraber götürmek istedik. Dönem ortalarında okula ağırlık verdik, konular bittikten sonra artık tenise ağırlık vererek devam ediyoruz. İstek ve zorunluluklara göre seçim yapmak gerekebilir.

 

Saadet: Duygu bizim bu sınavlara girdiğimiz ruh hali ile şimdiki çocuklarınınki çok farklı sanki. Sen kendi 14 yaşlarındaki halinle oğluna bakınca iyi ve kötü neler söylemek istersin? Kendi çocukluğundan neyi alıp onun hayatına dahil etmek istersin mesela?

Duygu Deniz Karabal: Hedef belirlemek çok zor artık. Bizde doktor, mühendis, öğretmen olmak istemenin bir anlamı vardı. Kazanıyor, okuyor, çalışmaya başlıyor ve para kazanıyordun. Artık bunlar cazip gelmiyor. Kazanmak zor, okuyup bitirsen iş bulmak zor. İyi maaş almak zor. Bu da çocuklarda hedefsizliğe neden oluyor. Video çeksem daha çok para kazanırım diyorlar. Okumayı teşvik edecek motivasyon kaynakları bulmak lazım. Başarıya ulaşmak için çalışmak gerektiğini bilsinler isterdim. Çalışsa da emeklerinin karşılığını alamamak, başkalarının daha kolay yollarla oralara geldiğini görmek şevk kırıyor.

 

Saadet: Son olarak ve en sevdiğim soruya geliyorum; elinde sihirli bir değnek olduğunu hayal et ve onu çocuklar için kullanabildiğini. Onunla ne yapmak istersin?

Duygu Deniz Karabal: Ooo zor soru aslında. Şimdi istediğimiz şeyi gelecekte de isteyecek miyiz acaba? Tüm çocuklar içinse bu soru, daha güvenli bir ortamda büyümelerini isterdim. Şevkleri kırılmadan, çocukluklarını yaşamalarını isterdim. Kendi çocuklarım için ise, yaptıkları sporlarda ve okullarında başarılı olmalarını isterim. Birbirlerine bağlı, ayakları yere basan güvenli yetişkinler olmalarını isterim.

 

Saadet: Çok teşekkür ederim katılıp, içtenlikle sorularımı yanıtladığın için. 

Duygu Deniz Karabal: Rica ederim, umarım faydalı olmuşumdur 🙂 

 

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.