“İnsanı anlamaya çalışan her alana merakım var” diyen Deniz Alev “oğlak sohbetleri”nde :)

Aramızda kuşak farkı olmasına rağmen kitapları ve yazı dili üzerinden kendimi yakın bulduğum Deniz Alev’e bu soruyu yönelttiğimde bunun sebebinin anneannesi ile çocukken çok vakit geçirmiş olmasının etken olacağını söyleyerek beni alıp bir başka aleme bırakan sevgili yazarımızın bu doğal hali söyleşi boyunca devam ediyor 🙂 Yanıtlarını okuyunca onun da sevdiği bir yazarın kitabının o an elimde olması da ayrı bir kesişim değil de nedir 🙂 Evet evet farklı zamanların ortak paydalarında buluştuğumuz için bu söyleşi hazırlandı. Onu yakından tanıma isteği ve yanıtlarına dair merakım besledi süreci. İmkanı olsa ve sihirli değneği olsa çocuklar için nasıl kullanırdı şeklindeki soruya yanıtı ve oradan yine büyüklere seslenmesi de oldukça kıymetliydi. Ben keyifle okudum kitaplarını ve sorularıma verdiği yanıtları; isteyenler için şimdi sıra sizde 🙂 

Saadet: Deniz hanım merhaba, öncelikle “oğlak sohbetleri”ne hoş geldiniz. Eflatun Ninenin Terzi Dükkânı adlı kitabınızı okudum. Sonra sizi merak ettim diye Bir Garip Köy Lokantası ile Ay Işığı Ekspresi’ni de okudum. Şimdi de merakımı gidermek için sorularımı yazıyorum. Bir tarafınız Van, diğeri İstanbul. İki kültür, neredeyse iki uç ve ortada siz. Sanki bir eliniz bir uçta diğeri de diğerinde. Buradan başlayarak biraz kendinizden bahseder misiniz?

Deniz Alev: Galiba birçok memur çocuğunun kaderidir uç kültürleri aynı bünyede taşımak. Aileniz memur olunca haliyle doğduğunuz yerle büyüdüğünüz yer, ergenliği geçirdiğiniz yerle üniversiteye başladığınız yer hep birbirinden farklı oluyor. Bir doğuda açıyorsunuz gözünüzü bir batıda. Sonraki sene anne ya da babanızın tayini kuzeye mi çıkacak yoksa güneye mi, yoksa bir anda kendinizi Konya’da etli ekmek yerken mi bulacaksınız bunların hepsi muallak. E tabii çocukken böyle yaşamaya alışınca ister istemez çok kültürlülüğe müsait bir bünye geliştiriyor insan. Her kültürden her coğrafyadan bir parçayı ruhunda taşıyor. Benim hikâyem de böyleydi diyebilirim. Van, Tekirdağ, İstanbul gibi birbirinden farklı dinamiklerin içinde doğdum, büyüdüm, yetiştim. Bu da birçok insana görece daha esnek ve kolay adapte olan bir insan olmama yaradı sanırım. Ha bir de hızlı arkadaş edinmek gibi bir yönüm gelişti ister istemez. Tabii çocukken alışkanlıkların, arkadaşların ve mahallelerin durmadan değişmesi kolay değildi ama bugün geriye dönüp baktığımda, yer değiştiren çocukluğun bana kazandırdığı sonuçlardan çok memnunum.

 

Saadet: Kültürel izleri kitaplarınızda taşıyorsunuz ve sizinle aramızda neredeyse bir kuşak fark varken, yine de kendimi yakın buldum. Bunu size daha önce söyleyen oldu mu? Olduysa bunun nedeni üzerine düşündünüz mü?

Deniz Alev: Bunu söyleyen o kadar çok kişi oldu ki. Hatta itiraf etmeliyim, bunu hep bir iltifat olarak kabul ettim. Böyle hissedilmesinin en büyük sebebinin de anneannem gibi benden iki kuşak büyük bir kadın tarafından büyütülmüş olmam olduğunu düşünüyorum. Çocukluk döneminizin her gününü bir aile büyüğünüzle geçirince dünyaya onun gözünden bakmaya, olayları onun gibi algılamaya başlıyorsunuz. E onların ruhu da ister istemez size siniyor. Hele aranızda güçlü bir sevgi ve güven bağı varsa, onun dünyaya bakışı zamanla sizin bakışınız, yaşam şekli de karakterinizin bir parçası hâline gelebiliyor.

 

Saadet: Fizik bölümünde lisans eğitimi alıyorsunuz, sonra rota daha sosyal bilimler alanına kayıyor lisansüstü eğitimde. Bence de yerinde olmuş. Sizce lisans eğitimi size ne kattı ve geriye dönseniz yine bu bölümü okumak ister miydiniz? Ben niyeyse sizi, tarih, sosyal antropoloji, sosyoloji alanlarına daha yakın gördüm yazdıklarınız üzerinden. Siz kendinizi neye yakın görüyorsunuz?

Deniz Alev: Ben de kendimi sözel alanlara daha yakın hissediyorum. Sanırım üniversite tercihimi yaptığım dönemler ne yapmak istediğim üzerine çok da uzun düşünmediğim zamanlardı. Fizik gerçekten zor ama bir o kadar da öğretici bir bölüm oldu benim için. Geriye dönüp baktığımda bana en büyük katkısının, karmaşık görünen durumları basitleştirme becerisi olduğunu düşünüyorum. Bu bakış açısı bugün çocuk kitabı yazarken bile işime yarıyor. Aslında insanı anlamaya çalışan hemen her alana karşı merakım var diyebilirim. Antropoloji, bilim, tarih, psikoloji, teknoloji… Hepsinden beslenmeyi seviyorum. Sadece benim için değil eminim tüm yazarlar için durum aynıdır. Farklı disiplinler arasında dolaşmak, yeni şeyler öğrenmek ve sayfa karıştırmak, yazdığımız hikâyelere, kurduğumuz evrenlere de yansıyor.

 

Saadet: Eflatun Ninenin Terzi Dükkânı ile Ay Işığı Ekspresi birbirine farklı açılardan yakın öğeler taşıyor. İkisinde de fantastik öğeler var. İkisi de ilginç, merak duygusu yüksek ve katmanlı okumalar gibi geldi bana. Evet birincisi resimli kitap ama farklı açılardan aynı kalemin izlerini taşıyor gibi. Kendi okuma kültürünüzden bahseder misiniz, daha doğrusu çocukluğunuzdan ve bugün kaleminize eşlik eden büyüme sürecindeki deneyimlerinizden?

Deniz Alev: Bu benzerlik ikisi de buram buram ‘nostalji’ kokusu taşıdığından olabilir. Galiba okuma ve görünüşe göre yazma kültürüm de bu güzel kokudan nasibini aldı diye düşünüyorum. Çünkü raflarda okunmayı bekleyen onlarca kitap olmasına rağmen hâlâ daha elim bilmem kaçıncı kez okuduğum eski kitaplarıma gidebiliyor. Yetişkin edebiyatından tercihlerimse genelde o dönemki ruh halime ya da merakıma göre değişebiliyor. Ursula K. Le Guin, Tezer Özlü, J. D. Salinger, Haruki Murakami dönüp dönüp okuduğum yazarlardan. Fakat Nikos Kazancakis ve Panait Istrati gibi dostluk ve deniz kokan yazarların üzerimde emeği çoktur diyebilirim. Tabii çocuk edebiyatı dünyasına girdiğimden bu yana, özellikle son üç yıldır okuma ağırlığım doğal olarak çocuk ve ilkgençlik kategorisine kaydı. İnsanın yetişkin dönemlerinde, çocukluk döneminde okuduğundan daha fazla çocuk kitabı okuması oldukça enteresan bir deneyimmiş.

 

Saadet: Bir Garip Köy Lokantası da iyi bir toplum gözlemcisi olduğunuzu gösteriyor. Mizah yönü güçlü ve açıkçası Muzaffer İzgü ödülü almasına şaşırmadım. Özel sektörde uzun süre çalışıp rotayı edebiyata çevirmeniz nasıl oldu? Pazarlama bölümlerinde çalışırken insan tanımanın sizce edebi yönünüze katkısı oldu mu?

Deniz Alev: Pazarlama ve marka yönetimi departmanlarında sık sık basın bülteni, sosyal medya içeriği, ürün tanıtımı vs. hazırlarız. Bu açıdan baktığımızda elbette elin kalem tutmasına faydası olmuştur diyebiliriz. Ama sanırım benim yazma sevdam çok daha küçük yaşlarda, kitaplarda tanıştığım zamanlarda başladı. Sonra günlük tutma, şaka defterleri hazırlama derken büyüdükçe öykü yazmaya kadar ilerledi. Kurumsalda çalıştığım dönemlerde şimdiki kadar düzenli yazmasam bile ara sıra yetişkin edebiyat dergilerine öyküler gönderir, yaratıcı yazarlık atölyelerine katılırdım. Özel sektörün temposunun arasında tüm bu çalışmalar bana nefes aldırırdı.

 

Saadet: Ne zaman edebiyat ile ilgili daha yoğun uğraşma isteği duydunuz? Yani sizdeki kırılmaya sebep olan şeyi merak ediyorum.

Deniz Alev: 2023 yılının yaz mevsimi diyebilirim. Çıktığım kısa bir tatilden aldığım ilhamla oturup ilk çocuk romanım olan Bir Garip Köy Lokantası’nı kaleme aldım. Bilgi Yayınevi’nin yarışma ilanını görünce de hiç tereddüt etmeden gönderdim. Birincilik haberinin rotamı doğrudan çocuk edebiyatına çevirmem de çok büyük etkisi oldu. Çiçeği burnunda bir yazar için bundan daha büyük bir motivasyon kaynağı olamazdı sanırım.

 

Saadet: Deniz hanım kitaplarınızda bir çocuk gözlemci var gibi. Yani çocukken biriktirdikleriniz akıyor gibi bir tarafıyla. Bu nedenle soruyorum; çocukken eğlendiğiniz, güldüğünüz, size ilginç gelen şeyler edebiyat ile buluşunca nasıl ortaya çıktı? Buna paralel olarak; edebiyatta size iyi gelen şey nedir?

Deniz Alev: Hafıza konusunda şanslı insanlardan biriyim. Çocukluk anılarım hâlâ aynı canlılıkla zihnimde duruyor. Ama yazarlık söz konusu olduğunda özellikle duygu hafızasının bana büyük bir avantaj sağladığını düşünüyorum. Çünkü duygular zamansız ve evrenseldir. Çocukluğumuzda bizi üzen, güldüren, güçlü ya da yalnız hissettiren duyguların benzerlerini bugünün çocukları da yaşıyor. Edebiyat ise aramızdaki zaman farkını ortadan kaldırıp o ortak duyguda buluşmamızı, birbirimizin sırtını sıvazlamamızı sağlıyor. Sanırım bana en iyi gelen şey de işte bu temas etme hali. Aslında sadece çocukken değil, bugün de bana komik ve ilginç gelen şeyleri yazmaya özen gösteriyorum. Çünkü bir çocuğun edebiyatla kurduğu ilişkinin devam etmesini sağlayan en önemli şeylerden biri, okumaktan keyif alması ve hikâyenin devamını merak edebilmesidir. Çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi nitelikli edebiyatı hak ediyor.

 

Saadet: Zamanda yolculuk gibi bir şey Ay Işığı Ekspresi, geçmişle gelecek, dünle bugün yan yana. Hepsi de çocuk ortak paydasında birleşiyor. Bir Garip Köy Lokantası’nda da çocuk karakter üzerinden bu ikilik iki farklı kültürün buluşması olarak yer alıyor. Postmodern bir tarz mı, yoksa aslında bu coğrafya mı bu çeşitliliğe sebep oluyor sizce?

Deniz Alev: Bunu özellikle postmodern bir teknik uygulamak için yapmıyorum. Zaten henüz üç kitaplı bir yazarım. 😊 Biraz genel bir yorum olacak ama bana göre dünyada yaşamanın kendisi zaten böyle bir şey. Geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmıyor, gelecek de hiç beklemediğimiz anlarda bugünün içine sızıyor. Aynı şekilde kültürler de birbirinden bağımsız yaşamıyor; sürekli birbirine temas ediyor, birbirinden etkileniyor. Türkiye de tarih boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve hikâyelerin iç içe yaşadığı bir coğrafya. Böyle bir yerde büyüyünce insan ister istemez bu çeşitliliği doğal kabul ediyor olmalı. Bir de işin içine kâfi miktarda mizah girince bu çok kültürlülüğün tadından yenmiyor.

 

Saadet: Bir Garip Köy Lokantası’nı okurken bir taraftan yaş aldığımı da fark ettim. Bunu söylemek istiyorum, bazı güldüğüm replikler çok tanıdık çünkü. 14 yaşındaki kızım nedeniyle gittiğim Kore mutfağındaki yediklerimde benzer cümleler kurmuş, benzer tepkiler vermiş olabilirim, itiraf ediyorum. Belki de kendimizden bir şeyler bulduğumuz için yakın geliyordur yazılanlar. Bu bağlamda yerel motiflerin olması sizi bence daha çok toplum bilimci yapıyor. Teşhisi koydum, söz sizde o zaman. Yazarken size eşlik edenlerden bahseder misiniz?

Deniz Alev: Toplum bilimci çok iddialı bir tanım olur ama insanların arasına karışmayı, onları izlemeyi ve dinlemeyi çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bir kahvede yan masadan duyduğum bir cümle, pazarda rastladığım bir diyaloğu ya da dost sofralarında anlatılan küçük bir anı bazen hiç ummadığım bir hikâyenin tetikleyicisi olabiliyor. Sanırım bu yüzden yazarken bana en çok insanlar eşlik ediyor. Farklı yaşlardan, farklı kültürlerden, farklı mesleklerden insanların konuşma biçimlerine, mizah anlayışlarına, dertlerine, alışkanlıklarına veya mutluluklarına şahit olunca ister istemez yarattığınız hikayelere ve kahramanlara yansıyor. Belki de bu yüzden tanıdık gelmiş olabilir.

 

Saadet: Çocuklar için yazmak zor bir karar, şu ana kadar onlardan gelen tepkiler nasıldı? Yetişkin olarak ben ilgiyle okudum ama asıl size gelen ve sizi motive edip, mutlu edenler neler, onları merak ediyorum.

Deniz Alev:“Bu kitabın devamı yok mu?” sorusuyla çok sık karşılaşıyorum. Hikâyeye doyamadıklarını duymak elbette beni çok mutlu ediyor. Hem Bir Garip Köy Lokantası hem de Ay Işığı Ekspresi için gittiğim okullarda çok güzel geri dönüşler alıyorum. Çocukların en sevdiğim özelliklerinden biri de düşüncelerini filtresiz söylemeleri. Beğenmedilerse de beğenmediklerini açıkça ifade ediyorlar. O yüzden aldığım övgülerin benim için ayrı bir değeri var. Ama en çok güldüğüm şey, sordukları sorular oluyor. Mesela Bir Garip Köy Lokantası için bir öğrenci, “Lokantanın adını neden SushiCo koymamışlar ki?” diye sormuştu.

 

Saadet: Resimli kitap yazmak apayrı bir şey. Hitap ettiğiniz kesim de farklı. Siz ilkokul çocuklarına da, okul öncesine de yazıyorsunuz. Çekinceleriniz oldu mu? Olduysa neler?

Deniz Alev: Eflatun Ninenin Terzi Dükkânı ilk resimli kitabım olduğu için elbette çekincelerim oldu. Çünkü çocuk edebiyatında bir iki yaşlık fark bile okurun dünyasını, algısını ve ihtiyaçlarını ciddi biçimde değiştirebiliyor. +9 yaş grubuna yazarken daha çok hikâyenin ritmi, karakterlerin gelişimi ve kurgunun gücü üzerine yoğunlaşırken okul öncesinde ise iş bambaşka bir yere evriliyor; bu kez neredeyse her kelimeyi tek tek tartıyor, cümlenin ritminden sözcük seçimine kadar her ayrıntıyı yeniden düşünüyorsunuz.

Bu süreç bana şunu öğretti: Yaş grubu küçüldükçe iş kolaylaşmıyor, tam tersine daha da zorlaşıyor. Daha az sözcükle daha çok şey anlatmanız, bunu yaparken de çocuğun hayal gücüne alan açmanız gerekiyor. Bu açıdan resimli kitap yazmanın bana yazarlık anlamında çok şey kattığını düşünüyorum. Efecan Sezer’in çizimleri, benim kelimelerle anlatmaya çalıştığım dünyayı öyle güzel tamamladı ki metnin tek başına ulaştığından çok daha zengin bir anlatı ortaya çıktı. Resimli kitapların büyüsü de sanırım tam burada; yazar ve çizer aynı hikâyeyi iki farklı dille birlikte anlatıyor.

 

Saadet: Bu alanda yapmak istedikleriniz neler? Yazmanın dışında da aktif olarak okuma kültürüne destek oluyorsunuz, biraz buralardan bahseder misiniz?

Deniz Alev: Aslında yolun henüz çok başında olduğumu düşünüyorum. Bu yüzden bugün kesin cümlelerle “Şunu yapmak istiyorum.” demektense, edebiyatın içinde kalarak kendimi geliştirmeyi ve yeni yollar keşfetmeyi daha değerli buluyorum. Yazıyla ilgili olan hemen her şeye karşı büyük bir merakım ve heyecanım var. Yazmak, okumak, editörlük yapmak, çocuklarla bir araya gelmek, söyleşiler düzenlemek… Edebiyatın dokunduğu her alan beni besliyor. Bu heyecanın bir yansıması olarak sevgili Dilge Güney ile birlikte Edebiyatla Büyüyenler Kulübü’nü hayata geçirdik. Amacımız çocuk ve ilk gençlik edebiyatında özellikle de zor konular üzerine düşünmek, nitelikli eserleri görünür kılmak ve okuma kültürüne katkı sunabilmek. Sanırım ben de edebiyatla birlikte büyümeye devam ediyorum. Büyüdükçe hangi alanlarda daha çok üretmek istediğimi de daha iyi keşfedeceğime inanıyorum. Bildiğim tek şey, hayatımın merkezinde her zaman yazının ve edebiyatın olmasını istediğim.

 

Saadet: Dijital dünyaya doğan çocuklara yazmak ayrı bir cesaret aslında. Siz buna benim çocukların da hayal ettiği gibi bizlerin (ekransız ve tek kanallı televizyonun olduğu dönemler) taş devri gibi gördükleri zamanı da getiriyorsunuz ve görmelerini sağlıyorsunuz. Ben anlatınca şaşkınlıkla bakıyorlar bana mesela. Yaz aylarını köyde geçirmiş şanslı çocuklardanım ama bunu çocuklarımın hayal etmesi bile zor. Bu bağlamda soruyorum; Ay Işığı Ekspresi’ni okuyan çocuklardan size gelen en ilginç soru veya tepki ne oldu?

Deniz Alev: İlginçtir, bana bu konuda düşündüğüm kadar soru gelmedi. Çocuklar teknolojik farklardan ya da yaşam koşullarından çok, hikâyenin kurgusuyla ilgilendiler sanırım. Aldığım sorular daha çok Suna ile Petunya’nın yeniden bir araya gelmesinin başka bir yolu olup olmadığı üzerineydi. Hatta kendi çözümlerini üreten, farklı sonlar öneren çocuklar bile oldu.

 

Saadet: Geliyorum en sevdiğim soruya, elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanma şansınız olsa ne yapardınız?

Deniz Alev: Sanırım ilk iş o sihirli değneği başlarındaki yetişkinler için kullanmak olurdu. 😊 Çünkü bir çocuk, onu gerçekten dinleyen, merakını destekleyen ve hata yapmasına izin veren en az bir yetişkinle karşılaştığında hayatı bambaşka bir yöne evrilebiliyor. Çocukların sihre ihtiyacı olduğundan çok, onlara güvenen yetişkinlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Böyle yetişkinler çoğaldığında, gerisini çocuklar zaten kendi güçleriyle hallediyorlar.

 

Saadet: Teşekkürler sohbete dahil olduğunuz için 🙂 

   

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.