“Ben sözle göz kardeşliğini benimsedim” diyen Can Göknil “oğlak sohbetleri”nde :)
Türkiye’de resimli kitaplar için öncü isimlerden birisi Can Göknil. Hem yazar, hem çizer olarak blog söyleşimizde. “Ben sözle göz kardeşliğini benimsedim” diyor ve severek üretmeye devam ediyor. Yılların kendisine verdiği en güzel hediye belki de kendi içindeki bilgeliği. Ebeveynlere ne söylemek istersiniz diye sorduğum soruya “Nasihat etmek istemem çünkü ben geçmişte kalmış bir dönemin insanıyım. Eskinin doğruları bugün geçersiz kaldı. Herkes kendi koşullarında ne yapacağını en iyiyi kendisi bilir.” diyor mesela. Ayrıca çocuklarda sağlık, eğitim, sanat ve doğa konusunda duyarlı ve onlara hayatın zor konularını usulca anlatma derdinde. Bunu edebiyat ve sanatla birlikte yapabilmesi de oldukça kıymetli bir yetenek. Ben yanıtları keyifle okudum, kitaplarını da öyle elbette. Sizler de sohbete dahil olmak istiyorsanız buyrun lütfen 🙂
Saadet: Öncelikle çok ama çok teşekkür ederim blog söyleşisi teklifini kabul ettiğiniz için. Çok mutlu oldum ve birkaç gün bu mutluluk bana eşlik etti. Şimdi de sorularımı sormaya hazırım 🙂 Türkiye’deki ilk resimli kitabınız Kirpi Masalı ile başlayalım. Çocuklar için yazmaya, resimlemeye nasıl başladınız? Bu harika yolculuğu anlatır mısınız lütfen?
Can Göknil: Üniversite eğitimimizde ve evliliğimizde ilk durak Knox College Galesburg Illinois oldu. Eşim o üniversiteden tam burs kazanmıştı, fizik okuyacaktı. Ben de evliliğimizin ilk haftasında Ankara’da devlet döviz imtihanında başarılı olunca aynı üniversitenin Güzel Sanatlar bölümüne başladım. İkimiz de Robert mezunuyduk. Lisans eğitimimizi tamamlayınca yüksek lisans için New York’a geçtik. İyi okullardan kazandığımız diplomalar sonrası iş hayatına atıldık. 3.Caddede şık bir reklam firmasında desen çiziyor, dergilere reklam sayfaları hazırlıyordum. 1970’lerde bilgisayar grafiği yoktu, elle çizerdik. Manhattan adasında herkes gibi ben de para kazanıyordum, mutluydum. Yanı sıra sanat yüklü bu kenti keşfetmek başlı başına bir işti çünkü New York City büyük sanatçıların yuvasıydı. İlham dolu bu arı kovanında hafta sonları tuvallerim çoğalmaya başlamıştı. Saf ve sevgi dolu, çocuksu, özgün bir dil yakalamıştım.
Hafta içi ofis saatlerimin dışında müzeler ve galerilerle iç dünyam zenginleşmekteydi. Derken bir gün öğlen tatilimde Brentano’s isimli kitapçının vitrinindeki bir fareyle göz göze geldik! Uykulu bakışlı, utangaç gri fare elindeki kırmızı gelinciği bana uzatır gibiydi… O, Leo Lionni’n Frederick adlı kitabının kapağındaydı. (Bizde Elma Yayınları’ndan çıktı.) O gün dükkâna girdim, kitabı satın aldım ama çevrem birbirinden çekici resimli kitaplarla donanmıştı! Öğleden sonra işe dönmedim ve kitapçının raflılarında uzun ve keyifli bir yolculuk yaptım. O gün çocuklar içinde resim yapmaya karar verdim.
Saadet: Kirpi Masalı’nın yayım yılı 1974 olarak belirtiliyor. Ben daha dünyada değilim, 81’li birisi olarak çok sonraları bile resimli kitap konusunda oldukça sınırlı bir çocukluk geçirdiğimi belirtmek isterim. Elbette vardı ama sınırlıydı. Şimdi kendi çocuklarımın karşılaştıkları niceliksel büyüklük bizim için okyanus gibi bir şeyi ifade ederdi herhalde. Siz o dönemi, kitaba dair ilk yorumları, ilk eleştirileri ve beğenileri nasıl hatırlıyorsunuz? Biraz dönemsel değişimleri ve bu büyümeye dair bakış açınızı merak ediyorum.
Can Göknil: 1966-73 yıllarımızı A.B.D. de eğitim ve iş deneyimi amaçlı geçirdik. Eşimin askerliği için vatana döndük, ailelerimizle kucaklaştık. Eşim yedek subaylık hizmetindeyken ben köpeğimiz Dido ile Emirgan’da küçük bir dairede yaşıyor, resim yapıyordum. Derken, Amerika’da iken hazırladığım Kirpi Masalı’nı alt kat komsum Heath Lowry’nin 4-5 yaşlarındaki oğluna gösterdim, adı Daemon’du. Çok ilgilendi, O da babasına anlatmış. Babası da, Redhouse Yayınları’nda Mr. Edmonds’a benim kitabımın sözünü etmiş. Redhouse da o yıllarda resimli çocuk kitapları yayımlamak istiyormuş. Beni telefonla Rıza Paşa Yokuşu’ndaki yayınevine davet ettiler. 29 yaşımdaydım ve Eminönü’nün yabancısıydım. Babam götürmüştü beni, hiç unutmam. Şansım varmış ki Redhouse Yayınevi beni bulmuş! Onlarla zaman içinde 10-15 resimli kitap yaptık. O günlerde renkli baskı 4 renk ve birleşimlerini kontür çizime elle uygulayarak yapılırdı. Dört rengin her biri için ayrı asetat hazırlanırdı. Bunu Amerika’daki iş yerimde öğrenmiştim, çünkü kendi matbaaları vardı. Renk ayrımı bir matbaa elemanının günlerini alırdı. Dolayısıyla pahalı bir işlemdi renkli kitaplar. Zaten okula başlamadan çocuklara kitap vermek gereksizdi ülke çapında. Yayınevleri resimli kitabı pazarlanır nesne olarak görmüyordu. Yıllar sonra dijital uygulamalar bu engeli bir miktar yendi. Gerçi ithal kâğıt fiyatları, Seka’nın kapanması, kitap piyasasını yavaşlatıyordu. Üniversiteler değerli grafik sanatçılar yetiştirdiği halde, onlar reklam şirketlerine yöneliyordu hayat kazanmak için. Kitap sektörüne kimse güvenemiyordu
Saadet: Bir kitap için yazar olmak ayrı, çizer olmak ayrı ama hem yazarı, hem çizeri olmak apayrı bir deneyim gibi geliyor bana. Sözden sıkılınca resme, resimden sıkılınca söze pas vermek gibi bir şey ve büyülü bir yanı var. Siz neler hissediyorsunuz resimli kitapların üretim sürecinde?
Can Göknil: Ben sözle göz kardeşliğini benimsedim. Ünlü yazar arkadaşım Faruk Duman: “Gözümüzün gördüğünün sözü de var,” demişti. Gözümüzün gördüğünü ellerimizle görmek de çizmek oluyordu sanırım. Çok severek çalıştım.
Saadet: Can hanım çok fazla kitabınız var, çoğunu okuduk. Ben de çocukluğumda okumadıklarımızın yerine okumuş gibi mutlu oldum çocuklarıma okurken, itiraf ediyorum J Çok çeşitli konuları sanatla, edebiyatla önümüze bırakıyorsunuz. Beni Annem Yavruladı bence şahane bir kitap, bir çocuğun merak duygusuna eşlik etmek için iyi bir kaynak ve bu kitabı bir çocuk ve ergen ruh sağlığı bölümü çalışanı hocamız ile (Prof. Dr. Nursu Çakın Memik), söyleşi olarak konuşurken sohbetimize dahil etmiş, çocuklar için iyi bir kaynak olduğunu vurgulamıştık. Bu kitabı nasıl yazmaya karar verdiniz?
Can Göknil: Can Çocuk Yayınlarıyla epeyce kitabım olduktan sonra cesaretimi toplayıp çocuklar için zor konuları kitaplaştırmak isteğimi editörlerime söyledim. Yeşil ışık yaktılar, ne yaparsan getir dediler! Her çocuk ben nerden geldim diye sorgular. Bunu bilmek hakkıdır. Özgüveni açısından büyük bir sevgiden dolayı doğduğunu bilmesini önemsiyorum. Çok çocuk kitabı karıştırdım o dönem. Toplum ahlakımızı zedelemeden çocuk algısına uygun olmasına özen gösterdim. Neticede çocukların sevgiden, aile kurma sevgisinin sonucu olduğunu çiftlik hayatı doğallığı içinde resimledim. Kadın, erkek ve çocuk çizimlerimi oyuncak bez bebek kıvamında çizdim. Çıplaklık ile suçlandım bazı çevrelerde. Yayınevi oklara göğüs gerdi ama.
İkinci zor konum boşanan anne babanın çocuklarına bu ayrılığı nasıl anlatacağı. Çünkü çocuklar kendilerini suçlarmış bu durumda. Kitabın adı: Babasının Başka Evi Var, belki edinirsiniz ve ihtiyacı olan bir aileye önerirsiniz çünkü büyükler de büyür, anne veya baba değişebilir. Geçimsizlik yerine ayrı yaşamayı seçenler olsa da çekirdek aile kalıcıdır.
Saadet: Elbette biliyorum Babasının Başka Evi Var kitabını; okuduk ve ben bunu da çok beğenmiştim. Hatta bu kitap üzerine de bir köşe yazısı hazırlamıştım. Kocaeli Barış Gazetesi’nde(linkini de ilgilenecekler için bırakıyorum buraya) yer alıyor. Oldukça naif bir yerden konuyu ele alıyorsunuz. Formasyonunuzu biliyorum, iyi okullardan okudunuz ve yurtdışında bu eğitime devam edip, yüksek lisansınızı da tamamladınız. Ama çocuklar için üretirken bence büyük bir hassasiyet ve sorumluluk eşlik ediyor size. Bir anne ve okur olarak bu anlamda teşekkür ederim. Nasıl oluyor da, çocuk dünyasını bu kadar yakından tanıyorsunuz? İlave okumalar yapıyor musunuz mesela? Çünkü insan yetişkin olunca unutabiliyor o yaşları, o halleri, o duyguları. Ama sizin kitaplarınızda hep çocuk yanım okşanıyor gibi.
Can Göknil: Ne mutlu bana! Çocuk ruhlu oldum her yaşımda. Yaradılışım öyle. Ve de hayat bana şefkatli davrandı.
Saadet: Dev Tavşan kitabınız var bir de. Güç ve iktidar ilişkileri derim, sağlıksız beslenme derim, otorite derim, değişim ve dönüşüm derim. Yani derim de derim ama sizin bir resimli kitapla aktardıklarınızın okur olarak bendeki çağrışımlarını tam ifade edemeyebilirim. Esinleniyorsunuz, biliyorum, hem de her şeyden, yaşadığınız toplumdan, dünyadan, insanlardan, tarihten ve sonra onları damıtıp bir ürüne dönüştürüyorsunuz. Çocukların hayatına yıllarca size eşlik eden tecrübeleri de aktarıyorsunuz aslında. Bu bağlamda soruyorum; çocuklar için yazarken ve resimlerken size eşlik eden duygular nelerdir?
Can Göknil: En yalın, en sade, en doğal, en içten gelen sevgiyle sanat yapıyorum.
Saadet: En son okuduğumuz Hatıraları Saklama Sandığı kitabını da çok sevdim. Bir değil, birçok konu, olay eşlik ediyor size yazarken galiba. Sonra onlar önümüze sohbet konusu oluşturacak resimli kitaplar olarak düşüyor. Özelden yazıştık sizinle bu kitap özelinde ve minik bir hoşluk da eşlik etti bana. Sizi, benim de yaşadığım ilde öğretmenlik yapan birisi ilham veriyor. Siz de kitabınızdaki öğretmene o ismi vererek ilhamı bir şekilde onurlandırıyorsunuz. Pandemi ve onun zorlayıcı koşullarında öğrencileri ile bağ kurmaya çalışan ve sizi de etkileyen Tülay öğretmene de buradan selam olsun. Eğer yanlışsam düzeltin lütfen; ben okur olarak aslında katmanlı bir okuma görüyorum. Birbirinden bağımsız gibi görünen çok fazla duygu ve konu var. Ne dersiniz, hem sanat sevgisi, hem hayvan sevgisi, hem kuşaklar arası fark ve dahası. Biraz bu kitabı ve bunun sizde bıraktığı izlenimleri paylaşır mısınız?
Can Göknil: Tülay Pişkin Öğretmen Türkan Dereli ilkokulunda sınıf öğretmeni. Beni yaratıcılığı etkiledi, çünkü eğitim yaratıcı ve araştırmacı olursa çocuklar yararlanıyor. Tülay öğretmenin öğrencileri 3. Sınıfta olduklarında beni zoom ile konuk ettiler. Tülay Öğretmeni, öğrencileri, hatta bazı velileriyle tanışmak çok hoşuma gitti. Bir pandemi kitabı için ilhamım oldular.
Başka bir örnek vereyim ilham konusunda. İzmir’de bir sergim varken kuzenlerimde kalıyordum. Birlikte Tire’ye gittik. Keçe yapımını izledik. Sonrasında Keçeci Bayram ve Anka Kuşu adında resimli kitabım çıktı.
2 tavşan büyüttüm evde. Kuş, kedi, köpek… Bahçe de vardı, bostan da. Onlar da şimdi kitaplarımda ve tablolarımdalar. Sanatçı yaşamını yansıtır eserlerinde. Bunu doğallıkla yapabilenler özgündür.
Saadet: Genel anlamda soruyorum; pek çok kültürü deneyimleme şansınız oldu, ne güzel ki kitaplarınız da başka dillere çevrildi. Başka coğrafyalarda okunuyor ve o çocukların rüyalarına eşlik ediyorlar. Bu size ne hissettiriyor?
Can Göknil: İşin o kısmı ticari olduğu için uğraşmalı ve çok sıkıcı. Gerçi resimli kitap bienalleri ve fuarları bazen çok ilham verici 😊Farklı kültürden sanatçıların hayal gücüyle tanışmak ufuk açıcı oluyor.
Saadet: Bunca yıllık deneyim, üretim ve paylaşım mutlaka çok güzel geri dönüşleri de getirmiştir. Sizde kalan ve hiç unutamayacağınız anınızı bizimle paylaşır mısınız resimli çocuk kitapları ile ilgili olarak?
Can Göknil: İki anım var: 1979 yılı Dünya Çocuk yılıydı. Çocuklar için kitap, film ve tv çocuk programları neşriyatıyla ilgili bir sempozyuma ülkemizin adayı seçilmiştim. 40 gün A.B.D.’de farklı eyaletlerdeki çocuk programcılarıyla buluştuk, ekranda popüler olan çocuk sunumlarının artısını eksisini paylaştık. Çok gelişmiş ülkeler ekran bağımlılığından şikayetçiydiler. Çocuklar kitaplara bakmaz olmuşlardı. Biz de ise akşamüstü tek bir kanal tüm aileye kısa süreli yayın yapardı. Kitapların rakibi ekran değil parasızlıktı. O günlerde şanslı olduğumuzu düşünürüm…
Araştırmacı ve koleksiyoner Yıldıray Lise ile tanışmak çok hoş oldu. Resimli Çocuk kitaplarına adamış zamanını. Çok değerli bir arşivi ve subtrackt’e Resimli Çocuk Kitapları Tarihçesi ile ilgili sunumu var her ay. 1974 de 5000 adet baskıyla gündeme gelen Kirpi Masalı öncü ama ilk değilmiş meğer! Bunu öğrendim. Arşiv herkese açık. Yıllar önce de ülkemizde resimli kitaplar basılmış çocuklara. Tek tük örneklerin sürekliliği olmamış. Gördüğüm kadarıyla düzensiz ve özensiz, kıt imkanlarla, çocuk ruhuna seslenemeyen, toplumun erişimine uzak kitaplar, ama yine de ciddi bir emek sayılır. Değerlendirme akademik olmalı, tabii. Siz ne dersiniz arkadaşlar?
Saadet: Sadece çocuklar için üretmiyorsunuz. Yine de sormak istiyorum; çocuklara yazarken en çok neyi vermek, söylemek, aktarmak istiyorsunuz? En çok hangi duygu kalsın onlarda istiyorsunuz bir başka ifade ile?
Can Göknil: Hayatı, yaşamayı sevsinler istiyorum. Sevgiyi, aileyi, doğayı, dostluğu, çalışmayı, öğrenmeyi, üretmeyi ve barışı sevsinler ve deneyimlesinler günün koşulları elverdiğince tabii.
Saadet: Ben sizi uzun süredir sosyal medyada da takip ediyorum. 1945 doğumlu birisi olarak çok büyük değişimleri izlediniz ve gördüğüm kadarıyla, masallar, mitoloji, sanat, tarih ile iz bırakmaya bu değişimlere rağmen devam ediyorsunuz. Uyum sağlayıp, yeniliğe de açıksınız. Nasıl oluyor bunlar, biraz kendinizi anlatır mısınız?
Can Göknil: İhtiyar bir babaanneyim. Torunumuz bir yaşına gelmek üzere. Ona bir oyun kutusu hazırladım, henüz görmedi. Hayalperest olmak hoşuma gidiyor. Gerçek dışı kurgular, varlıklar ve hayali yaşantıları, dünü bugünü olan halk inançlarını, mitoloji ve halk bilimini, doğaya ait herşeyi… Bazı kolaylıklarım da var, eşim yüksek elektronik mühendisi olduğu için bilgisayar kullanımım ortanın üzerinde. Araştırma yapabiliyorum üç dilde. Eşim emekliliğinde de usta bir bahçıvan ve aşçı ve marangoz olduğu için birçok ortak yapımımız veya projemiz oluyor. Öylelikle üretim de çok yönlü gelişiyor ve eğleniyoruz işte.
Saadet: Ebeveynlere, eğitimcilere çocuklar konusunda ne söylemek istersiniz? Onların büyümelerine eşlik ederken en çok neye dikkat etsinler sizce mesela?
Can Göknil: Nasihat etmek istemem çünkü ben geçmişte kalmış bir dönemin insanıyım. Eskinin doğruları bugün geçersiz kaldı. Herkes kendi koşullarında ne yapacağını en iyiyi kendisi bilir.
Saadet: Can hanım siz nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Neler size iyi geldi orada, sizin büyümenize eşlik edenlerin sizce olumlu özellikleri nelerdi? Biraz çocuk Can Göknil’i tanımak istedim.
Can Göknil: 1950’lerde Ankara’da geçti çocukluğum. Ted Ankara Koleji öğrencisiydik ablamla. O piyanoda ileriydi ama ablama özenip kendi arzumla aldığım keman derslerimde durumum utandırıcıydı!
Dünyanın ve ülkemizin sakin dönemiydi. Kitap okuyan bir ailenin ortanca çocuğu idim. Okul hayatımız ve okul başarımız çok önemsenirdi. Her türlü rahatımız temin edilirdi. Tiyatro, sinema ve Anıtkabir gezilerimiz, hafta sonları Atatürk Orman Çiftliği’nde akrabalarımızla buluşmalar sosyal yaşamı renklendirirdi.
Saadet: Geliyorum en sevdiğim soruya; elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanma şansınız olsa, onunla ne yapardınız?
Can Göknil: Her yaşta çocuk için eğitim ve sağlığı önemserdim. Bir de doğa saygısını ve sevgisini kazansınlar isterdim.
saadet: Çok ama çok teşekkür ederim katıldığınız için.








































Son Yorumlar