“Eşit tasarım, evrensel tasarım, erişilebilirlik” diyen Duygu Kayaman “oğlak sohbetleri”nde :)
Duygu hanımı yakın zamanda iş yerinde düzenlendiğimiz “Bilimin Öncü Kadınları” adlı söyleşi hazırlığı esnasında fark ettim. MIT’in 35 yaş altı sosyal yenilikçi ödülü alanlar arasında yer alıyordu. Listede tanıdık başka isimler de vardı ama Duygu hanımı hiç duymamıştım ve hemen araştırmaya başladım. Okudukça, izledikçe ve sosyal medyadan takip ettikçe daha da merak ettim ve bu nedenle onunla diyaloğa geçtim 🙂 Aklımdakileri sormak istediğim bu genç kadın son derece mutevazi bir şekilde teklifimi kabul etti ve ortaya birazdan okuyacağınız röportaj çıktı. Microsoft’ta erişilebilirlik proje yöneticisi olarak çalışıyor Duygu hanım. Ben sanki sohbet ediyoruz gibi hissediyorum, o nedenle aslında sohbetimiz başladı diyelim. Başarıları kadar dillendirdikleri de kıymetli, yapmak istedikleri kadar hayalleri de. Yaşama pek çoğumuza göre daha geriden başladığını sandığımız yerden güçlenenlerden Duygu hanım. “Hangi sektörde olursak olalım; çocuk, genç, engelli, yaşlı fark etmeksizin herkes için eşit bir tasarım felsefesi benimsenmeli.” cümlesindeki “eşit tasarım” kelimelerini ilk kez yanyana gördüm ve nasıl da doğru ifadeler diye düşündüm. Yine “… mekanların ve hizmetlerin “evrensel tasarım” ilkesiyle planlanması zorunlu olmalı” cümlesinde ayakları yere basan o gayet kendinden emin ve haklı talebi düşündüm, hem de hepimiz için. Bunlara ilave erişilebilirlik ve kapsayıcı tasarımdan bahsediyordu Duygu hanım. Kısacası bu kadını daha çok duymalı ve görmeli, söyledikleri her meslek grubundan insana ulaşmalı diye de düşündüm yanıtları okurken. En nihayetinde en sevdiğim soru olan elinde sihir değnek olsaydı ve çocuklar için kullanabilseydi ne yapardı sorusuna gelen yanıtı da buraya almak isterim çünkü bence sözü özünü ifade ediyor söyleyenin: “Ayrıştırmanın olmadığı, herkesin eşit şartlarda eğitim alabildiği, toplumun ön yargılarıyla vakit kaybetmek zorunda kalmadıkları ve hayal ettikleri her alanda kendilerini özgürce geliştirebildikleri bir dünya yaratmak isterdim.” Niyetinize ortağım Duygu hanım 🙂
Saadet: Psikoloji eğitimine nasıl karar verdiniz? Sizi bu mesleğe motive eden şey neydi?
Duygu Kayaman: O dönemde arkadaşlarımla kurduğum iletişim ve onları dinlemek bana çok iyi geliyordu. Rol model aldığım isimler arasında psikologların olması da bu kararımı destekledi; bu nedenle tüm tercihlerim psikoloji üzerineydi. 🙂 Aslında ilginç bir detay var: Meslek testleri yapıldığında sonuçlar %87 oranında mimarlık seçmem gerektiğini gösteriyordu. Ancak o dönemde bir görme engellinin mimar olması, sanırım hayalin de ötesinde bir durumdu. O yıllarda görme engelliler için hukuk, psikoloji ve işletme gibi daha sınırlı alanlar seçilebiliyordu. Teknoloji henüz bu kadar gelişmemişti. Şimdiki çocukların çok daha şanslı olduğunu düşünüyorum; onları farklı alanlarda meslek seçmeleri konusunda özellikle teşvik etmeye çalışıyorum. Bugün teknoloji ve yapay zeka sayesinde çok daha erişilebilir ve eşit bir eğitim zemini oluşmaya başladı. Tabii şu an “Psikologluk yapıyor musun?” derseniz; psikoloji her alanda çok kıymetli bir disiplin ancak ben şu an bölümümden farklı bir sektörde çalışmalarımı sürdürüyorum.
Saadet: Şu an Microsoft’ta erişilebilirlik proje yöneticisi olarak çalışıyorsunuz. Microsoft yolculuğunuz nasıl başladı ve psikolojiden farklı bir sektöre geçme kararınız nasıl oldu?
Duygu Kayaman: YGA (Young Guru Academy) ile üniversite ikinci sınıfta tanıştım. Her psikoloji öğrencisi gibi benim de klinik psikolog olma hayalim vardı ve o dönem alanında lider isimlerin yanında stajlar yapıyordum. Ancak YGA ile yürüttüğüm projeler kapsamında bakış açım değişmeye başladı. “Acaba insan kaynakları alanına mı yönelsem?” diye düşünürken iki ayrı kurumda staj yapma imkanım oldu. Üniversite son sınıftayken Microsoft’un bir koçluk programına dahil oldum. O dönemdeki bir yöneticiye kariyerimle ilgili nasıl karar vermem gerektiğini danışırken, bir anda Microsoft’tan teklif aldım ve satış bölümünde, bambaşka bir alanda çalışmaya başladım. Ama her zaman söylediğim gibi; psikoloji ve iletişim yetkinliği her işin merkezinde. Uzun süre satış departmanında görev yaptıktan sonra, şu an engellilerin sosyal, çalışma ve eğitim hayatını teknoloji ve yapay zekanın gücüyle değiştirme üzerine pek çok proje geliştiriyorum. Bu çalışmaları hem kurum içinde hem de farklı kurumlarla stratejik ortaklıklar kurarak yürütüyoruz.
Saadet: Young Guru Academy, yani YGA’ya katılmanız hayatınızdaki önemli şeylerden birisi sanırım. Bir sivil toplum kuruluşu YGA ve siz orada kendinizle benzer telaşlarda insanlarla bir araya geldiniz. Hayal ortağım dediğiniz insanlarla ortak çalışmalara dahil oldunuz. Bunlardan bir tanesi de size MIT’nin 35 yaş altı sosyal yenilikçi ödülüne götürdü. Biraz hem YGA’yı, hem de çalışmanızı anlatır mısınız?
Duygu Kayaman: Evet, hayatımızın belli noktalarında bazen tüm ezberler bozulabiliyor. Benim hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri YGA ile tanışmamdı. YGA, İstanbul merkezli, uluslararası bir sivil toplum kuruluşu ve her yıl “çift kanatlı” gençler yetiştirmeyi hedefliyor. “Çift kanatlı” olmak; bir yanıyla sosyal sorumluluk bilincine sahip vicdanlı bir birey olmak, diğer yanıyla da gelişime açık ve donanımlı olmayı ifade ediyor. 2008 yılında başlayan bu yolculuk; mülakatlar, zirveler ve nihayetinde binlerce kişinin hayatına dokunan projelerle devam etti. Hayalinize ortak olan, sizinle birlikte “daha iyisini nasıl yapabiliriz?” diye düşünen “hayal ortaklarınız” yanınızda olduğunda, sonuçlar beklediğinizden çok daha büyük bir etki yaratıyor.
“Hayal Ortağım” projesi de bu birlikte başarma kültürünün bir meyvesi. Görme engellilerin güncel haberlere, kitaplara, eğitimlere, kapalı alan navigasyonuna ve sesli betimleme hizmetlerine ulaşmasını sağlayan bir platformdu. Bu projenin en kıymetli yanı, bir “birlikte başarma hikayesi” olmasıydı. Bu sinerji sayesinde uygulamamız katlanarak büyüdü ve beraberinde MIT “Under 35”, Forbes “Under 30” ve “Fark Yaratanlar” gibi ödülleri getirdi. Uygulama şu an aktif olmasa da, o günün ihtiyaçları doğrultusunda görme engellilerin hayatını kolaylaştıran çok öncü bir projeydi.
Saadet: “Hayal engelli olmamak önemli” diyorsunuz bir konuşmanızda. Bunu anlatırken de Atatürk’ten örnek veriyorsunuz. Atatürk’ün “Hayal ettim. Hayalimin önündeki manileri tespit ettim. Manileri kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçekleşti” cümleleriyle. Sizi en çok motive eden ve yılgınlığa düşmekten alıkoyan şey nedir?
Duygu Kayaman: Okula başladığım ilk yıllardan beri “Hayat güzeldir” sloganını benimsiyorum. Tabii ki bu, hayatımda ön yargıların veya engellerin olmadığı anlamına gelmiyor; aksine sayısız ön yargıyla karşılaştım. Beni asıl motive eden şey, düştüğümüzde ne kadar hızlı ayağa kalkabildiğimiz. Olumsuz durumlarda bile pes etmeden yola devam edebilmek en kritik nokta. “Yapamazsın” diyenlere karşı, bunun nasıl yapılabileceğini somut olarak göstermek gerekiyor. Siz kararlılıkla devam ettiğinizde, hayallerinizin önündeki engeller de birer birer kalkıyor.
Saadet: 2.5 yaşında görmemeye başladınız ve hayatınız değişti. Sizinle birlikte ailenizin de. Onların büyük desteğini gördüğünüzü ifade ediyorsunuz. Yine buna paralel başka ailelere doğan çocukların aynı şans ile yaşamlarını süremediklerini de. Bu anlamda aileye nasıl öneri veya tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Sizce en çok neye dikkat edilmeli? Ya da ailenizden size gelen artılar nelerdi?
Duygu Kayaman: Aslında hayatım “değişti mi” sorusundan pek emin değilim; çünkü ailem beni gören bir çocuk nasıl yetiştirilirse tam olarak öyle yetiştirdi. Doğada nasıl koşacağımı, ağaca nasıl tırmanacağımı, iki tekerlekli bisikleti nasıl kullanacağımı onlar öğretti. Odamı toplamak ya da sofrayı hazırlamak gibi sorumlulukları bana hep verdiler. Bu sayede “Görmüyorum, o halde yapamam” gibi bir algım hiçbir zaman oluşmadı. Ailem her an yanımdaydı ve bu benim en büyük şansımdı. Bugün tüm ailelere tavsiyem; çocuklarının bir engeli olsun ya da olmasın, onları ayrıştırmadan hayatı deneyimlemelerine izin vermeleri. “Aman dur, düşersin, kırarsın, sana bir şey olur” demek yerine, bir işin güvenli bir şekilde nasıl yapılabileceğini öğretmeliler.
Saadet: Uzun yıllardır görme engelli çocuklar ve gençler için artı değere dönüşecek çalışmalar içinde yer alıyorsunuz. Çocukların eğitimde ve sosyal hayatta daha erişilebilir ve aktif olabilmeleri için sizce neler yapılmalı?
Duygu Kayaman: 0-6 yaş dönemi, okul yılları ve iş yaşamı… Bu evrelerin her biri ayrı bir öneme sahip. Öncelikle 0-6 yaş grubunda erken eğitim ve ailelerin bilinçlendirilmesi şart. Okul döneminde ise çocukların ayrıştırılmadan, gören yaşıtlarıyla aynı sıralarda “kaynaştırma eğitimi” almaları çok önemli. Üniversiteden mezun olurken de yine yaşıtlarıyla eşit şartlarda staj yapabilmeli ve istihdama dahil olabilmeliler. Günümüzde bu konuda olumlu gelişmeler olsa da maalesef hâlâ çok fazla “ayrıştırma hikayesi” ile karşılaşıyoruz. Hem engelli bireylerin kendilerini geliştirmeleri hem de kurumların daha kapsayıcı bir yapıya bürünmesi için pek çok projede aktif olarak yer almaya çalışıyorum.
Saadet: Kendinize birçok rol model aldığınızı ifade ediyorsunuz. Eminim ki şimdiler de sizler de başkalarına rol model oluyorsunuz. Bu bağlamda insanların kendilerine rol model seçmeleri de önemli ve aslında çok kıymetli bir şey. Yani neyi rol model alacağınız da aslında sizin hayatı nasıl yorumlamak, yaşamak istediğinizle ilgili bir şey.
Duygu Kayaman: Kesinlikle katılıyorum. Hayatımızın farklı evrelerinde, farklı alanlardan rol modellerimiz olduğunda kendimize şu soruyu sorabiliyoruz: “O başardıysa, ben nasıl başarabilirim?” Ben bu konuda kendimi şanslı hissediyorum; farklı sektörlerden ilham aldığım pek çok isim oldu ve hâlâ da olmaya devam ediyor.
Saadet: Sosyal medyadan da sizi takip ediyorum. Bir paylaşımınızda bir tanıtım materyalinde illüstrasyonların da kabartma ile hazırlanmış olduğunu paylaşıyorsunuz. Açıkçası çok önemli diye düşündüm ama işin içinde olsam aklıma gelir miydi emin değilim. Yani galiba bir şekilde farklı olan, genelin dışında kalan unutuluyor ve bu da eşitsizliği pekiştiriyor. O nedenle söyleyecekleriniz, paylaşacaklarınız önemli, hem siz, hem de sizden sonrakiler için. Kurumlardan, yerel yönetimlerden, fikir liderlerinden, karar vericilerden beklentiniz nedir?
Duygu Kayaman: Yapılan herhangi bir çalışmada “En baştan kapsayıcı olup olmadığını düşünüyor muyuz?” sorusunu sormak en kritik adım. Bir uygulama geliştiriyorsunuz ama görme engelli biri kullanamıyor; bir konferans planlıyorsunuz ama fiziksel engelli bir konuşmacı sahneye rampa olmadığı için çıkamıyor ya da işitme engelli bir katılımcı işaret dili çevirisi olmadığı için içeriği takip edemiyor. Bazen de nöro-çeşitli bireylerin rahat edebileceği bir alan tasarımı düşünülmüyor. Aslında hayatı zorlaştıran bu “küçük” görünen detaylar. Genellikle projeler tamamlanıyor, her şey bitiyor ve sonra “Hadi şimdi bunu erişilebilir yapalım” deniyor; fakat bu yaklaşım maalesef gerçek bir erişilebilirlik sağlamıyor. Bu yüzden hangi sektörde olursak olalım; çocuk, genç, engelli, yaşlı fark etmeksizin herkes için eşit bir tasarım felsefesi benimsenmeli.
Saadet: Bir görme engelli hocam “siz gören insanlar çocuklarınızın görme yetisini kullanmasını istemiyor gibi büyütüyorsunuz” demişti de afallamıştım. Bir bireyin tek başına hayatta kalması, kendi ihtiyaçlarını karşılaması yönünde fazla yardımla köstek de olabiliyoruz ve hocam çok güzel ifade etmişti. Buradan yola çıkarak sizce anne babalar çocuklarını nasıl ihtiyaçlarını tek başlarına giderecek şekilde büyütebilirler? Önerileriniz neler olur?
Duygu Kayaman: Az önce de belirttiğim gibi; “Sen yapma ben yaparım”, “Çantanı ben hazırlarım”, “Kırarsın, bozarsın, elleme” gibi yaklaşımlar yerine, çocuğa o işin yöntemini öğretmek gerekir. “Gel, bunu birlikte yapalım” dediğinizde çocuk süreci öğreniyor ve bir süre sonra sizin desteğinize ihtiyaç duymadan kendi başına yapmaya başlıyor. Özgüven bu küçük adımlarla inşa ediliyor.
Saadet: “Erişilebilirlik” temel kelime galiba. Bu aynı zamanda vatandaş olarak bir hak ve bu hakka sahip çıkmak mesele. Yolların, toplu taşıtların, eğitimin, kentin vb erişilebilirliğinde sıradan vatandaş olarak bizler düşünemesek de yerel yönetimlerin her vatandaşı düşünerek hareket etmesi gerekir diye düşünüyorum. Neler söylemek istersiniz bu konuda? Sizi şehirde hareket ederken en çok zorlayan şeyler nelerdir mesela ve nelerin değişmesini istersiniz?
Duygu Kayaman: Erişilebilirlik dendiğinde akla ilk olarak engelliler geliyor ancak bu kavram herkesi kapsıyor. Bebek arabasıyla kaldırımda yürüyemeyen bir anne, otobüse binmekte zorlanan bir yaşlı ya da boyu kısa olduğu için market rafına ulaşamayan bir genç de aslında ciddi olarak erişilebilirlik problemi yaşıyor. Bu yüzden mekanların ve hizmetlerin “evrensel tasarım” ilkesiyle planlanması zorunlu olmalı. Engellilik çatısı altında da her grubun ihtiyacı farklı; az gören bir birey ile hiç görmeyen bir bireyin gereksinimleri bir değil. Şehirlerde değişmesi gereken çok şey var: Kaldırımlara park edilen arabalar, yolları kapatan masa ve sandalyeler görme engellilerin bağımsız hareketini ciddi şekilde kısıtlıyor. Toplu taşıma sırasındaki aksaklıklar ve restoranlarda erişilebilir (sesli veya kabartma) menülerin olmaması gibi pek çok engel günlük hayatın bir parçası maalesef.
Saadet: Duygu hanım görme engelli bireylerin işitme ve dokunsal becerileri daha fazla gelişiyor. Bunu nöroplastisite ile de açıklıyorlar. Siz neler düşünüyorsunuz nörolojik gelişmelerle ilgili? Hayatınızı kolaylaştırmada nerede görüyorsunuz bu alanda konuşulanları? Ülkemizden veya dünyadan iyi örnekler var mı paylaşabileceğiniz bu konuda?
Duygu Kayaman: İnsanlarda en baskın kullanılan duyu görmedir; her şey önce görerek yorumlanır. Ancak bir görme engelli bu duyusunu kullanamadığında, beynimiz diğer duyuları çok daha etkin kullanmayı öğreniyor. Örneğin dokunarak, sizin gözle gördüğünüz bir nesneyi zihnimizde haritalandırabiliyoruz. Duyduğumuz seslerin niteliğini (kırılan şeyin bardak mı tabak mı olduğu gibi) çok daha hızlı ayırt edebiliyoruz. Bu, doğuştan gelen bir üstünlükten değil, mevcut duyuları daha yoğun kullanma pratiğinin bir sonucu. Günümüzde teknolojiyle birleşen çok heyecan verici çalışmalar var. Görsel bir dünyada yaşıyoruz ama yapay zeka sayesinde artık görselleri betimletebiliyor, hatta sesli komutlarla görseller oluşturabiliyoruz.
Saadet: Dijital teknolojiler ve oradaki gelişmeler büyüleyici. Elbette eksi yanları var ama sizin açınızdan baktığımızda artıları ve olabilecekler heyecanlandırıyor açıkçası. Sadece siz de değil, tıp alanında kullanımı pek çok kişi için hayatı daha kolay erişilebilir hale getirecek. Elbette pahalı olması, herkesin erişiminde olamaması handikap, işte bu nedenle soruyorum, haklar konusu ile bakınca neler söylemek istersiniz bu konuda?
Duygu Kayaman: Yapay zekanın ve teknolojinin gelişimi pek çok açıdan tartışılsa da engellilerin hayatını her geçen gün daha bağımsız ve özgür kıldığı bir gerçek. Bugün bir görme engelli, Microsoft Copilot gibi yapay zeka araçlarıyla marketteki bir ürünün etiketini okutabiliyor ya da çevresini betimletebiliyor. Sosyal medyada paylaşılan bir görseli anında sesli betimlemeye dönüştürebiliyor. Bir öğrenci, ders notlarını telefonuyla taratıp anında dinleyebiliyor; akıllı ev sistemleri sayesinde beyaz eşyalarını kimseye ihtiyaç duymadan yönetebiliyor. Akıllı baston WeWalk gibi teknolojilerle toplu taşıma ve navigasyon bilgisine zahmetsizce ulaşabiliyor. Ancak dediğiniz gibi, bazı ürünlerin maliyetinin yüksek olması büyük bir engel. Örneğin, bilgisayar ve telefondaki yazıları anında kabartmaya çeviren ekran cihazları hayat kolaylaştırıcı olsa da fiyatları nedeniyle pek çok kişi bunlara erişemiyor.
Saadet: Başka ülke ve şehir örneklerinde iyi olarak tanımladığınız ve bizde de uygulanmalı dediğiniz olumlu örneklerden bahseder misiniz?
Duygu Kayaman: Dünyada özellikle “Inclusive Design” (Kapsayıcı Tasarım) dediğimiz kavramın şehirlere entegre edildiği örnekler beni çok heyecanlandırıyor.
Özellikle toplu taşıma ve şehir planlamasında “tam erişilebilirlik” modelleri çok etkileyici. Örneğin, bazı Avrupa şehirlerinde tüm otobüslerin ve durakların sesli anons sistemlerinin hatasız çalışması, kaldırımların standartlara uygun ve gerçekten engel barındırmayan yapıda olması büyük bir konfor sağlıyor. Birçok müzede dokunsal replikaların olması standart bir uygulama. Amerika’da ise “Erişilebilirlik Yasası” sayesinde, bir hizmetin erişilebilir olmaması yasal bir yaptırım sebebi. Bizde de hem bu yasal denetimlerin artması hem de teknolojinin şehir mimarisine entegre edilmesi gerekiyor. Örneğin, akıllı durakların tüm engel gruplarına uygun hale getirilmesi bizde de yaygınlaşmalı.
Saadet: Geliyorum her konuğuma sormaktan ve yanıtlarını okumaktan umut devşirdiğim soruma; elinizde sihirli bir değnek olsa ve onu görmeyen çocuklar için kullanabilseniz ne yapmak isterdiniz?
Duygu Kayaman: Çok güzel bir soru. Ayrıştırmanın olmadığı, herkesin eşit şartlarda eğitim alabildiği, toplumun ön yargılarıyla vakit kaybetmek zorunda kalmadıkları ve hayal ettikleri her alanda kendilerini özgürce geliştirebildikleri bir dünya yaratmak isterdim.








































Son Yorumlar