Siber Linç Üzerine Konuştuğumuz Dr. Mehmet Aykut Erk “oğlak sohbetleri”nde :)

Hepimizi içine alan ve acıtan bir sarmal şiddet. Şiddete maruz kalanın da, uygulayanın da “çocuk” olduğu bir dönemde tüm cümleler eksik, sorunlu ve ağızda acı bir tad bırakıyor. Dr. Mehmet Aykut Erk ile siber linç, ergenlik, aidiyet ve şiddet konularını konuştuk. Konuyla ilgili çalışmaları olan ve doktora çalışmasında da bu konulara değinen Dr. Erk: “Ergenlik, muhakeme yeteneğinin karmakarışık hale geldiği bir dönem. Bu aslında büyüme ve gelişmenin bir süreci. Yani ergen kendine bir benlik oluşturmaya çalışıyor. Böyle olunca tüm riskli durumlara açık hale geliyor. Kendini ifade etme ve bir gruba ait olma süreci de işte burada devreye giriyor. Riskli davranışlar sergileyebiliyor ve bunu ufak çeteleşme/klikleşme ile gösteriyor. Makul olma dengesi şaşıyor. Ve bir de ne yazık ki sosyal medyanın etkisi de mevcut. Mesela doktora tezimin birinci kısmında Y ve Z kuşakları ergenlerin fiziksel şiddet eylemlerine ilişkin gazete haberlerini ele almıştım. Burada görüyoruz ki Z kuşağı ergenleri “sosyal medya beğenileri ve popülerlik” uğruna akranları ile şiddet yarışına giriyor. Bunu bir güç temsili olarak yapıyor. Son zamanlarda şiddet ve suçluluk döngüsü de bununla ilgili. Ergen her zaman güç testi yapar. Asi davranışlar, rol modeller ile pekişince bu bir trend halini alıyor maalesef. Burada iş yetişkinlere düşüyor. Aileler, eğitimciler, kanun koyucular ve bilumum toplumun her ferdi bu noktada biraz sorumlu. ” diyerek hepimize sesleniyor aslında. Gelin bu sese kulak verelim… 

Saadet: Aykut hocam merhaba, sizi ortak yazarlı olduğunuz “Siber Şiddetin Bir Görünümü: Siber Linç” konulu makaleniz ile tanıdım. Prof. Dr. Sunay Fırat ile birlikte yazdığınız makale Prof. Dr. Halis Dokgöz hocanın Siber Suçlar adlı derleme kitabında yer alıyor. Açıkçası birbirinden kıymetli konuları görünce daha fazla sormak ve konuyu duyulur kılmak istedim. Sorularıma geleceğim ama önce sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz? Eğitiminiz, çalışma alanlarınız, çocuk edebiyatındaki çevirmenlik yaptığınız kitap ve bu alandaki çalışmalarını? Buyrun lütfen..

Dr. Mehmet Aykut Erk: Merhabalar Saadet Hocam, öncelikle bu söyleşi ile ilgili nazik davetiniz için çok teşekkür ederim. Ayrıca çalışmama duyduğunuz teveccüh için de ayrıca minnettarım. Bölüm yazarı olduğum bu kitap gerçekten ufuk açıcı konulara yer veriyordu. Eş yazar Sunay Hocam ve kitabımızın editörü Halis Hocam ile kıymetli bir çalışma ortaya çıktı. Kitap ülkemizde birçok branşta az da olsa tartışılan problemlere derli toplu bir yaklaşımla ele alınmıştı. Aslında benim çalışmalarım da hep interdisipliner oldu diyebilirim. Eğitim Fakültesi, Psikolojik Danışmanlık lisansımdan sonra Türkiye’de kendi adıyla anılan Bağımlılık Anabilim Dalı’nın ilk master mezunuydum. Sonrasında Adli Bilimler doktorası tamamladım, yetmedi bir tane de psikolojik danışmanlık masterı tamamladım 😊 Bu minvalde suç, bağımlılık, saldırganlık ve şiddet, siber davranış, sosyal medya ve siber şiddet gibi konularda çalışmalar yapmaya devam ediyorum. Öte yandan profesyonel anlamda akademik yayıncılıkla ve çeviri ile de ilgilendim. Hala aktif olarak ilgileniyorum da. En sükse yapan çeviri eserim hoş bir çocuk kitabıydı. Adı De-Sibel. Yüksek sesli bir kız çocuğunun sesini kullanmayı öğrendiği tatlı hikayesini anlatıyor. Öğretmenler, okul psikolojik danışmanları ve aileler çok sevdi kitabı. Bir yenisi daha geliyor konusu bu sefer istismar üzerine. İnce ince işlenmiş, duyarlı bir çocuk kitabı olacak. Heyecanlıyım…

Saadet: Linç başlı başına sıkıntılı bir durumken makalenizde bireylerin buna dahil olma motivasyonları üzerine de bilgi aktarıyorsunuz. Açar mısınız lütfen, insanlar neden ve nasıl linç eylemine katılırlar?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Şimdi psikolojik kuramlar açısından bakıldığında -hoş artık birçoğu rafa kalktı ampirik veri yetersizliğinden- psikodinamik yaklaşımın insanın saldırgan doğasına yaptığı dokundurmaları, nörobiyolojik keşifler destekler nitelikte. Evet, insanların özünde az veya çok, görüngen ya da gizil birçok saldırganlık emaresi var. Fakat bu saldırganlık dürtüsünü engelleyen veya bu dürtüyü farklı bir kalıba sokan, normlar. Yani parantez içinde bu normları yasalar, örf-adet ve benzeri olarak düşünelim lütfen. Nörobiyolojik olarak da prefrontal korteks dediğimiz beyin bölgesi. Karar verme, problem çözme ve akil davranma ya da dürtü kontrolü ile ilgili kısım da burası. Bu bölge sapiens’in (yani bizlerin) en gelişmiş ve kompleks beyin bölgesi. Diğer beyin bölgeleri ve özellikle ilkel bölgelerimiz daha dürtüsel ya da duygusal diyelim. İşte bu bölgeler prefrontal korteks overload olduğunda yani aşırı yüklendiğinde dürtüsel bölgeler harekete geçiyor ve bireylerin akil karar alma kabiliyetini sönümlüyor. Kısacası insanlar bir araya geldikleri zaman makul kararların yerini duygularla bezenmiş ve dürtüsel yani saldırganlığa açık eylemler alıyor. Bu linçlerin en temel mekanizması. Ancak bireysel, sosyal, siyasi hatta tarihi birçok linç motivasyonu olabilir. Tansiyonun bir anda yükselmesi bir eylemi linç haline getiriyor zaten.

Saadet: Grup agresyonundan bahsediyorsunuz. Bu ne demektir, bir gruba ait olmak neden veya nasıl yanlış karar almaya yol açabiliyor?

Dr. Mehmet Aykut Erk: İnsanların yine en ilkel taleplerinden biri ait olma ihtiyacıdır. Bizler gerçekten klişeleşmiş her tanımda olduğu gibi “sosyal” varlıklarız. Bunu nöropsikolojik veriler de güzel destekliyor. Öyle ki yalnızlık hisleri yoğun olan bireylerin tıpkı elimize iğne battığında gösterdiğimiz acı reaksiyonu gibi reaksiyon gösteren beyin bölgeleri daha çok kanlanıyor. Yani fiziki acı gibi yalnızlık psikolojik bir acı veriyor. Dolayısıyla insanlar sosyal dışlanmadan hiç hazzetmez. Hep bir gruba ait olma isteği vardır. Bu en çok daha genç yaşlarda görülür. Mesela çocuklarımıza bakalım. Okulda genelde oğlan çocukları büyük büyük gruplar halinde dolanır. Grubu olmayan ciddi sorunlar yaşar, hatta ne yazık ki diğerleri tarafından zorbalanır. Bu ve bunun gibi sebepler ile gruplar hayati değer taşır. Fakat bir gruba ait olmak veya kabul edilmek için bazen benliğinizin ötesine çıkar ve muhakeme yeteneğinizi kaybedersiniz. Mesela Latin Amerika’da bir çeteye üye olabilmek için bir veya birden fazla cana kast eylemi işlemeniz gerekebilir. İnsanlar bir yekûn oluşturduğu zaman daha önce de dediğim gibi (aslında ilk Le Bon diyor) karar verme yetileri yerini saçmalamaya bırakıyor. Bir liderin veya ilk taşı atan herhangi birinin hedef gösterdiği kişi veya şey artık taş yağmuruna tutuluyor. Kararın doğruluğunu veya makullüğünü sorgulama işi ortadan kalkıyor.

Saadet: Daha önce okuduğum bir yazıda ergenlerin özellikle akranları ile biraradayken normalde almayacakları riskleri daha rahat alabildiklerini söylüyordu. Grup agresyonunda ergenlik de ayrı bir başlık altında düşünülebilir mi? Bu soruya ilave olarak maalesef çocuklarda artan şiddet eğilimi ile ilgili de bu bağlamda neler söylemek istersiniz?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Evet düşünülebilir. Ergenlik muhakeme yeteneğinin karmakarışık hale geldiği bir dönem. Bu aslında büyüme ve gelişmenin bir süreci. Yani ergen kendine bir benlik oluşturmaya çalışıyor. Böyle olunca tüm riskli durumlara açık hale geliyor. Kendini ifade etme ve bir gruba ait olma süreci de işte burada devreye giriyor. Riskli davranışlar sergileyebiliyor ve bunu ufak çeteleşme/klikleşme ile gösteriyor. Makul olma dengesi şaşıyor. Ve bir de ne yazık ki sosyal medyanın etkisi de mevcut. Mesela doktora tezimin birinci kısmında Y ve Z kuşakları ergenlerin fiziksel şiddet eylemlerine ilişkin gazete haberlerini ele almıştım. Burada görüyoruz ki Z kuşağı ergenleri “sosyal medya beğenileri ve popülerlik” uğruna akranları ile şiddet yarışına giriyor. Bunu bir güç temsili olarak yapıyor. Son zamanlarda şiddet ve suçluluk döngüsü de bununla ilgili. Ergen her zaman güç testi yapar. Asi davranışlar, rol modeller ile pekişince bu bir trend halini alıyor maalesef. Burada iş yetişkinlere düşüyor. Aileler, eğitimciler, kanun koyucular ve bilumum toplumun her ferdi bu noktada biraz sorumlu.

Saadet: Makalenizi okurken örneklere yer veriyorsunuz. Benim de aklıma William Golding’in Sineklerin Tanrısı adlı kitabı geldi. Orada da çocuklar adaya düşünce şiddet eğilimleri artıyordu. Bu soruyu mesleki deneyiminiz nedeniyle soruyorum. Suça dahil olma ve linç kültürüne kendi değerlerimizi kaybedip girme bu kadar kolay mı? Yani bir başka deyişle grup agresyonunda yaş, cinsiyet vb değişkenler neler?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Bu kitaptan esinlenmiş olabilir bilmiyorum ama ünlü sosyal psikolog Muzaffer Şerif’in de bir deneyi var aslında. Ergenler için bir kamp kuruluyor ve burada gruplar oluşuyor. Benzer şekilde ergenler yine biz ve ötekiler anlayışına geçiyor. Öteki olarak adlandırılan grup ve grup üyeleri kolaylıkla dışlanıyor ve bu üyelere karşı düşmanlaşıyor ergenler. Tabi yaş önemli genç yaş bu tip dürtüsel ve kontrolsüz eylemlere daha müsait. Ve birçok istatistiki veride olduğu gibi erkek cinsiyeti kadın cinsiyetine göre daha riskli saldırganlık eylemleri sergileyebiliyor. Bu epidemiyolojik veri bağımlılık, suç ve intihar eylemleri için de geçerli. Erkekler bu konuda daha yüksek oranlar gösteriyor. Çok fundamental bir durum bu. XY kromozomunun alamet-i farikası gibi sanki…

Saadet: Bireylik Yitimi Kuramı’nı açıklarken araştırmalardan örnekler veriyorsunuz. Bunlarda maske takılmasının, giyim kuşamın daha kişiyi saklayacak tarzda olmasının eylemi kolaylaştırdığından bahsediliyor. Tam da bu nedenle mi siber linç daha kolay, rahat ve uygulanır? Siber linç kısmında ne değişiyor veya ekleniyor yapılan eyleme?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Black Mirror dizisinde “Men Against Fire” adında bir bölüm vardı. Belki izleyenler hatırlar. Orada insanlar “hamamböceği” görünümlü insansı varlıkları avlıyordu. Spoiler vermeyeyim ama bunun sebebi aslında kuramın açıklamasına benzer. Eğer karşıdaki birey veya grup “insandışılaştırılırsa” ona karşı empati yapma ihtimaliniz azalır ve daha saldırgan bir tutum içerisine geçebilirsiniz. Hatta öyle ki biraz üzücü bir örnek ama ABD’de idam mangaları olurdu. Bu mangaların karşısında idam edilecek kişinin gözleri kapatılırdı. Sebebi aslında çok net. İdam hükümlüsünün gözlerini görmemek. Yani empati duyulmasını engellemek. Ayna nöronları çalışmaz hale getirmek kabaca. Siber ortamın da gizleyici bir etkisi var. Yapısı gereği internet uçsuz bucaksız bir okyanus gibi. Okyanusun dibine güneş ışıkları pek düşmez. Dolayısıyla oradaki canlıların görüşleri çok kısıtlıdır. Anonimite dediğimiz durum internette mevcut. Karşınızdakinin kim olduğunu bilmezsiniz. Bazen bir bot bile olabilir. Ancak yazılı olarak size ulaşıp sizi olumsuz etkileyebilir. Bu açıdan hedefteki mağdura ulaşmak ve incitmek aslında çok basittir. Fayda maliyet bazında bir siber zorba için linç etmek oldukça kolaydır. Çoğu zaman herhangi bir suçluluk veya sorumluluk hissetmez. Ama mağdur için aynı şeyden söz edemeyiz.

Saadet: Daha önce zorbalık, akran zorbalığı ve siber zorbalık üzerine hocalarımızla söyleşiler yaptık. Aslında bu bahsettiğiniz temelde yine zorbalığın dijital halinin şiddetle bütünleşen hali gibi. Biraz burada neler oluyor kısmını açar mısınız? Bireysel olarak başlıyor gibi görünüp etiketler aracılığıyla kitlesel bir linçe dönüşüyor burada yaşananlar. Biraz detaylandırır mısınız sosyal medyada linç kavramını?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Yere düşene bir tekme de benden mantığıyla ilerliyor gibi. İnsanların biraz sadist yanını sergiliyor bu durum. Mağdur edilenin yerinde olmayı kimse istemez. Ama linçin getirdiği sözüm ona tatmin duygusunu elde etmek için zorbalar bu furyaya katılıyor. Sosyal medya kanallarının hemen hepsi trendler üzerinden ilerler. Bir gönderinin altında yorumlar veya mentionlar çoğalırsa o gönderi herkesin karşısına çıkar, algoritma tarafından önerilir. Sonra linçe katılan herkes gerek anonimliğin kolaylığı gerekse kontrolsüzlükten ötürü ve ayrıca hesap verilebilirliğin az oluşundan kaynakla eylemi sürdürür ateşi körükler. Bunu birçok kullanıcı yapıyor. Herhangi bir kesime ait değil. Ama bazen organize linçler de olabiliyor. Orası bambaşka bir dünya. Çoğu linç sosyal medyada kalıyor ancak gerçek hayata taşınan linçler de mevcut. Etkileri sadece psikolojik değil neticede.

Saadet: Verdiğiniz örnekler çok can yakıcı. Maalesef bunları ve fazlasını duyup, görüp, izliyoruz. Çok önemli bir konu, herkesin bir şekilde bu linçe maruz kalma ihtimali var gibi. O nedenle sormak istiyorum, bunun kırılma anlarını da anlatır mısınız? Bir yoruma eklenen farklı bir yanıtla, o zorbalık, linç kırılıp engellenebiliyor değil mi?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Yani engellemenin yöntemi aslında biraz teknik. Olumsuz içerikli yanıtların uygulamanın politikaları gereği kaldırılması lazım. Kullanıcılar da şikayet edebiliyor bu yanıtları. Bir linçi anlamak için yanıt/mention sayısı ile beğeni sayısı arasındaki orantısallığa bakmak yeterli. Genelde sevilen içerikler yorumdan çok beğeni alır. Ancak bir olumsuzluk var ise gönderinin altında yorum sayıları oransal olarak artar. Bununla ilgili linç barometresi yapılabilir aslında, hoş düşündüğümüz ama gerçekleştiremediğimiz bir projeydi. Genel anlamda siber ortam dahi olsa olumlu yorumların gücü yadsınamaz. Eğer bir yorumda bulunulacaksa destekleyici yorumların faydası mutlaka vardır. Bunu da not düşelim.

Saadet: Bilgi kirliliğinin ve kitle duygusunu yaratacak tehlikeli adımların atılması maalesef gelişen teknolojiler ile artık daha kolay. Ancak yine aynı noktadayım; bunun alternatiflerini de duymak istiyorum. Eleştirel dijital okur yazarlık, eleştirel medya okur yazarlığı gibi kavramlar linci engellemede çok önemli sanırım. Sizin görüşleriniz nelerdir?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Evet öyle gerçekten. Çoğu kullanıcı üyesi veya abonesi olduğu uygulamaları tam işleviyle kullanmıyor. Birçok uygulamada olumsuz içerik filtresi mevcut. Ayrıca çocuklar için sanal mahremiyeti de sağlamak gerekir. Burada ebeveynlerin dijital anlamda okur-yazar olması hayati önem taşıyor. Günümüzde çalışan ebeveynler ister istemez tablet/telefon gibi teknolojik aletler ile çocuklarını erken yaşlarda tanıştırmak durumunda kalıyor. Böyle durumlarda çocuklar için güvenli bir internetin sağlanması elzem. Eskiden medya okur yazarlığı diye bir dersin örgün eğitimde verildiğini anımsıyorum. Mutlaka vardır, yoksa da sosyal medya okur yazarlığı da bu müfredata dahil edilmeli diye düşünüyorum.

Saadet: Görünür olmanın ve kişilerin kendi hayatlarını kontrolsüzce göstermelerinin sakıncalarına bu kitabın farklı makalelerinde değiniliyor. Sadece bu görünür olma duygusunun linçe uğrama potansiyelini de barındırdığını söyleyebilir miyiz? Taha Duymaz örneği var makalenizde, Pınar Gültekin yine. Şiddeti meşrulaştırma çabasında olan yorumların dolaşımda olması çok üzücü ve tehlikeli şeylere neden oluyor. Kişiler bunu bilinçli mi yapıyor, yoksa birinin yaptığı saçma denilecek bir yorum bir anda kitlesel bir şeye mi dönüşüyor? Bir de algoritmalar kötüyü daha çabuk görüp üste taşıyor gibi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Son söylediğinize katılıyorum. Çoğu uygulamanın etkileşimi yüksek içerikleri öne çıkardığını biliyoruz. Bu olumlu bir içerik ya da beğenilen bir gönderi de olabilir tam tersi olumsuz bir içerik de olabilir. Evet görünür olma isteği, anonimlikten doğan güç ve hesap verilebilirliğin düşük oluşu linç eylemine dahil olan bireyleri teşvik edebilir. Bu biraz sadizm aslında. Bundan keyif alanlar için konuşuyorum. Ancak bazen bilmeden bu tip linç dalgalarına katılabiliyor insan. Dolayısıyla tartışmalı konularda yorum girerken birkaç kez düşünmek lazım. Tüm linç mağdurlarının yaşadıkları üzücü ancak Taha Duymaz’ın hikayesi ekstra üzücüydü benim gözümde. Dış görünüşünden tutun da yaşadığı ortama kadar birçok unsur ağır eleştiri altındaydı. En son büyük 6 Şubat depreminden sonra bazı kimseler eleştirmeye devam etmişti. “Prim kasıyor”, “aslında depremden etkilenmedi” vb. yorumlar vardı. Vicdani olarak zor bir durum. Biz ve onlar yaklaşımı çok yıkıcı…

Saadet: Maalesef çocuklarımız “dijital yerli” olarak tanımlanıyor artık. Dolayısıyla bu konularda daha bilinçli olmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Bu söyleşi biraz da bu farkındalığı oluşturmak için aslında. Önerileriniz neler olur dijital yerlilere?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Dijital yerliler ifadesi aslında korkulacak bir şey değil bana kalırsa. Her kuşak farklı ve yeni bir teknoloji içine doğuyor. Hippiler televizyona, 90’lar video oyunlarına, 2000’ler internete doğuyor.  2010’lar da sosyal medya teknolojilerinin yerlisi. Evet neticeyi değiştirmiyor bu durum. Ebeveynler, bakım verenler, eğitimciler, kanun koyucular, hak savunucular yani aslında tüm yetişkinlerin bir gözü ve bir kulağı hep çocuklarımızda olmalı. Kontrolsüz güç, güç değildir neticede. Sosyal medya derin bir dehliz. Çocuklarımıza “onlar yetişene kadar” rehberlik etmek durumundayız. Temiz içerikler ile bir arabulucu gibi internet, sosyal medya ve çocuk arasında bir köprü kurmamız gerekir. Dijital yerlilerimize de kaygı duydukları her noktada ebeveynlerine her şeyi paylaşmalarını öneririm. Unutmasınlar ki yalnız değiller…

Saadet: En sevdiğim soruya geliyorum; elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanmak isteseniz ne yapardınız?

Dr. Mehmet Aykut Erk: Çocukların her zaman çok yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Boşuna geleceğimizin teminatı demiyoruz çocuklarımıza. Sihirli değneği, onlara sağlıklı ve güvenli bir gelecek kurmak için kullanırdım sanırım.

Saadet: Çok teşekkür ederim

Dr. Mehmet Aykut Erk: Ben teşekkür ediyorum. Her şeyden önce teveccühünüz ve bu önemli konuya karşı duyduğunuz hassasiyet için. Esenlikler dilerim.

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.