“Ekrana değil insan etkileşimine, göz temasına ihtiyacı var çocukların” diyen Doç. Dr. Burcu Kardaş “oğlak sohbetleri”nde :)

Burcu hocanın dijital dünyanın bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki zararlarına değinirken bebeğin/çocuğun annesine bakmaktan vazgeçmesi ile ilgili kısım çok içimi acıttı. Epeydir dolaşımda olan “sanal otizm” konusunda merak edilenleri sordum Burcu hocaya ve o da literatürde böyle bir tanımlama olmasa da neyi ifade ettiğimizi bilerek, bu konuyla ilgili merak edilenleri yanıtladı. Çocuğun en büyük ihtiyacının insan etkileşimi olduğunu ve ekrana bırakılan çocuklardan bunun çalındığını söyleyen hocamızın ” Eğer elimde sihirli bir değnek olsaydı, dünyadaki tüm çocukların ellerindeki o parlak ekranları bir anlığına kapatır ve her birini kendilerine sevgiyle, merakla ve neşeyle bakan bir çift gözle buluştururdum. Onlara dijital dünyanın sanallığını değil; toprağa dokunmanın, bir arkadaşıyla gerçekten gülmenin ve sadece ‘çocuk olmanın’ o eşsiz tadını geri vermek isterdim. Kısacası o değneği, çocuklarımızı ekranların yalnızlığından çekip alıp, hayatın kalbine, yani o gerçek bağ kurduğumuz anlara dokunmak için kullanırdım.” cümlelerine kalbimi bırakıyorum ♥ Gelin bu güzel söyleşiyi beraber okuyalım. Ben okudum ama yine okurum, yine dillendiririm; çünkü isterim ki her ebeveyn, bakımveren duysun, bilsin, içselleştirsin…
Saadet: Burcu hocam merhaba, sizleri tanıyoruz zaten ve daha önce “otizm” ile ilgili sizin bilginize başvurmuştuk. Yine aynı konuda ama farklı bir başlıkla sorularımız olacak. Bundan önce sizi yeni tanıyacaklar için kısaca kendinizden bahsetmenizi rica edeceğim.
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Merhabalar, öncelikle tekrar sizlerle bir arada olmak çok keyifli. Ben Dr. Burcu Kardaş. Tıp fakültesi eğitimimin ardından Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzmanlığımı tamamladım. Şu an Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapıyorum. Uzun yıllardır çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim süreçleri; özellikle de nörogelişimsel bozukluklar üzerine çalışıyorum. Bir hekim olmanın yanı sıra, hayatın içinde bu süreci bir anne olarak da deneyimliyorum.
Saadet: Sanal otizm konusu sıkça karşımıza çıkar oldu. Uyaran eksiliği denilen ifade ile de karıştırılıyor gibi. Biraz bize bunların ne anlama geldiğini anlatır mısınız?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Sanal otizm aslında tıbbi literatürde resmi bir tanı değildir. Bizim uyaran eksikliği dediğimiz durumun modern dünyadaki yansımasıdır. Çocuk, yaşamının ilk yıllarında beyninin en hızlı geliştiği dönemde sosyal etkileşim (konuşma, göz teması, oyun) yerine sadece ekrana maruz kaldığında, beyni dış dünyaya karşı kapanır. Otizm benzeri belirtiler gösterir; ismi bu yüzden sanal otizmdir. Ancak gerçek otizm genetik temelli bir nörogelişimsel bir hastalıktır; uyaran eksikliği ise çevreseldir ve doğru müdahale ile geri döndürülebilir. Durum sadece uyaran eksikliğinden ibaretse.
Saadet: Okul öncesinde ve özellikle 0-3 yaş aralığında çocuğun ekrana bakmasını uzmanlar zararlı görüyor. Bunu açıklar mısınız biraz? Çocuk ekrana bakınca ne oluyor?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: 0-3 yaş arası beynin ‘budanma’ ve ‘bağ kurma’ dönemidir. Çocuk ekrana baktığında sadece tek taraflı, çok hızlı ve yoğun bir ışık/ses bombardımanına maruz kalır. Bu, beynin dopamin sistemini aşırı uyarır. Sonuçta çocuk, gerçek hayattaki yavaş ve sakin sosyal etkileşimden (örneğin; annesinin yüzüne bakmaktan) zevk almamaya başlar. Beyin, sosyal becerileri geliştirmek yerine bu pasif uyarana alışır.
Saadet: Her ekrana bakan çocukta otizm belirtileri mi görülür, yoksa otizm yelpazesi geniş ve o skalada daha hafif bir noktada duran çocuklar ekrana maruz kalınca mı belirtiler daha net ortaya çıkıyor?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Aslında ekrana bakan her çocuk otizm olmaz. Ancak yatkın olan çocukların genetik bir eşiği vardır. Eğer çocuk otizm yelpazesinin (spektrum) hafif bir noktasında doğmuşsa, onun beyni gelişmek için çok daha yoğun bir insan ilgisine ve etkileşimine ihtiyaç duyar. Bu çocuğu ekranın karşısında yalnız bıraktığınızda, zaten zayıf olan sosyal becerileri zayıflar ve hafif olan belirtiler bir anda çok ağır, klinik bir otizm tablosuna dönüşür. Yani ekran otizme sıfırdan sebep olmaz; ama genetik yatkınlığı olan çocukta tabloyu derinleştirir ve gün yüzüne çıkarır.
Saadet: Pek çok sebepten dolayı Avustralya ve Fransa çocuklarda ekran kullanımı ile ilgili ciddi tedbirler ve yasaklar getirdi. Siz bunları nasıl yorumluyorsunuz?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Bu ülkelerin aldığı kararlar, ekran kullanımını artık bireysel bir tercih değil, bir halk sağlığı meselesi olarak gördüklerini kanıtlıyor. Ben bu adımları, çocukların henüz gelişim aşamasındaki nörolojik yapılarını dijital dünyanın kontrolsüz uyarımından korumayı amaçlayan bir tür ‘dijital emniyet kemeri’ olarak yorumluyorum. Bu yasaklar aslında teknoloji düşmanlığı değil; çocukları tekrar gerçek hayata, akran iletişimine ve oyunun iyileştirici gücüne döndürerek gelecek nesillerin ruh sağlığını garanti altına alma çabasıdır. Bu nedenle bu girişimlerin giderek artacağını düşünüyor ve olumlu olmasını temenni ediyorum.
Saadet: “Çocuğumda hiçbir şey yoktu, ekran bağımlılığı gelişince otizm tanısı aldı” gibi söylemler duyuyoruz. Burayı açar mısınız bizlere? İleri yaşta da otizm tanısı alınır mı? Alınırsa nasıl ve ne şekilde?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Aslında ekran otizme sebep olmaz; ancak otizm spektrumunda doğmuş bir çocuğun en büyük ilacı olan ‘insan etkileşimini’ ondan çalar. Ailelerin ‘ekranla başladı’ dediği şey, aslında ekranın zaten var olan belirtileri bir katalizör gibi hızlandırıp görünür kılmasıdır. İleri yaşta tanı alınması ise bir artıştan ziyade, farkındalığın artması ve sosyal beklentilerin arttığı yaşlarda çocuğun artık bu durumu maskeleyememesinden kaynaklanır.
Saadet: Hangi belirtileri dikkate alarak size gelmek gerekiyor otizm şüphesi için? Bunu daha önce konuşmuş ve bebeklik dönemi ile çocukluk dönemini ayırmıştınız. Şimdi buna ileri yaş eklendi gibi. Ya da konuya dair farkındalık arttı, bilemiyorum. Sizce hangisi? Yani otizmli kişi sayısında artış var mı? Çevresel faktörler bunu olumsuz anlamda besledi mi?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Otizm şüphesinde yaşa göre belirtiler değişse de temel sinyal ‘etkileşim ve iletişim eksikliği’dir. Bebeklikte göz teması kurmama ve ismine bakmama ön plandayken; çocuklukta akranlarıyla oynamama, dönen nesnelere aşırı ilgi ve takıntılar eklenir. İleri yaşta ise daha çok sosyal ipuçlarını anlamama ve arkadaşlık kurmada zorlanma ile karşımıza çıkar. Vaka sayısındaki artışın iki temel nedeni var: Birincisi, farkındalık arttı ve artık daha ‘hafif’ vakaları bile tanıyabiliyoruz. İkincisi ise çevresel faktörler; modern yaşamın getirdiği izolasyon, kentleşme ve kontrolsüz ekran maruziyeti genetik yatkınlığı olan çocukların klinik tablosunu maalesef olumsuz yönde besliyor. Yani hem daha iyi tanıyoruz hem de çevresel koşullar belirtilerin ortaya çıkışını kolaylaştırıyor.
Saadet: Ekran süresine fazla maruz kalan çocuklarda neler yapılıyor tedavi anlamında? Anlatabilir misiniz?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Tedavinin ilk ve en hayati adımı ‘dijital detoks’ yani ekranın tamamen kesilmesidir. Ancak sadece ekranı kapatmak yeterli olmaz; boşalan o büyük alanı yoğun insan etkileşimi, göz teması ve karşılıklı oyunla doldurmak gerekir. Tedavi aslında beyni yeniden ‘sosyal bir varlık’ olmaya programlamaktır. Eğer belirtiler kalıcıysa, beynin esnekliğinden (nöroplastisite) faydalanarak sosyal becerileri geri kazandırmak için vakit kaybetmeden kişiye özel eğitim programlarına başlıyoruz.
Saadet: Sağlıklı beyin gelişimi için ne önerirsiniz? Çocuğa bakım veren nelere dikkat etmeli?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Sağlıklı beyin gelişimi için en temel gıda, sanılanın aksine teknolojik oyuncaklar değil, ‘güvenli bağlanma ve karşılıklı etkileşimdir’. Beyin piksellerle değil, bir başkasının gözlerinin içine bakarak, dokunarak ve taklit ederek gelişir. Ebeveynlere en büyük önerim; çocuklarıyla birlikte olmaları, birlikte yere oturup oyun oynamaları ve çocukların kendi dünyalarını kurabilmeleri için bazen ‘sıkılmalarına’ bile alan açmalarıdır. Unutulmamalıdır ki; bir çocuğun zihinsel ve ruhsal sağlığını koruyan en güçlü kalkan, ekran karşısında geçen saatler değil, ebeveyniyle kurduğu o kesintisiz ve nitelikli bağdır.
Saadet: Ekran açıkken çocuğun ağzına çöp koysanız açıyor maalesef. Beynin bir kısmının kapandığına dair yazı okumuştum. Acaba değişen ebeveynlik rolleri mi tanı sayısını arttırdı? Neydi önceden çocuğa bakarken sağlıklı olan ve biz neyi kaybettik?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Eskiden çocuk büyütmek, kalabalık sofralarda ve sokaklarda gerçekleşen doğal bir etkileşim süreciydi; bugün ise ekranlar maalesef ‘en ucuz bebek bakıcısı’ haline gelerek ebeveynlik rollerini kökten değiştirdi. Ekran karşısında yemek yiyen bir çocukta beynin farkındalık ve doyma mekanizmaları çalışmaz, ebeveynle kurulması gereken o hayati bağ kopar. Biz aslında çocukla birlikte ‘an’da kalma sabrını ve ilişki kurma zahmetini kaybettik. Tanı sayılarındaki artışın bir nedeni de bu sosyal uyarandan yoksun kalan beynin gelişimsel olarak yalnızlaşmasıdır; oysa sağlıklı olan, çocuğun hayatın doğal akışına ve gerçek insan sesine eşlik ederek büyümesidir.
Saadet: Elimizde dijital dünyaya entegre olmuş ülkelerde daha fazla otizm tanısı alan birey var, dijital dünyanın olmadığı yerlerde daha az gibi bir veri var mı? Çünkü buna dair de bilgiler dolanıyor sanal dünyada.
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Dijital dünyaya entegre olmuş gelişmiş ülkelerde otizm tanı sayılarının yüksek olması, sadece ekran maruziyetiyle değil; bu ülkelerin tanı koyma kabiliyetlerinin, sağlık sistemine erişimin ve toplumsal farkındalığın çok daha gelişmiş olmasıyla ilgilidir. Dijitalleşmenin az olduğu veya internete erişimin kısıtlı olduğu bölgelerde veri azlığı, orada otizmin olmadığı anlamına gelmez; aksine tanı almamış, ‘içine kapanık’ veya ‘farklı’ denilerek geçiştirilmiş vakaların sistem dışı kaldığını gösterir. Ancak şu bir gerçektir: Modern ve dijital yaşamın getirdiği sosyal izolasyon ve kısıtlı uyaran ortamı, genetik yatkınlığı olan çocuklarda belirtilerin daha keskin ve ağır ortaya çıkmasına ‘çevresel bir faktör’ olarak zemin hazırlamaktadır.
Saadet: Sanal otizm belirtileri ile klasik otizm belirtileri aynı mıdır? Nedir yani şu ana kadar tanı almada belirgin olan özellikler ve yeni olan nedir?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Sanal otizm (uyaran eksikliği) ile klasik otizm belirtileri dışarıdan bakıldığında; göz teması kurmama, ismine bakmama ve sosyal ilgisizlik gibi temel noktalarda birbirine çok benzer. Ancak en büyük klinik fark ‘geriye dönebilirlik’ kapasitesidir. Sanal otizmde ekran kesilip yoğun sosyal uyaran verildiğinde çocuk hızla toparlanırken, klasik otizmde bu tablo nörobiyolojik bir kökene dayandığı için süreç çok daha yavaş ilerler ve yoğun özel eğitim gerektirir. Günümüzde tanı kriterlerinde klasik ‘takıntılı davranışların’ yanı sıra artık sosyal ipuçlarını okuyamama, duyusal hassasiyetler ve dijital bağımlılıkla maskelenmiş iletişim bozuklukları gibi daha nüanslae ön plana çıkmaktadır. Yani teknoloji, belirtilerin hem şiddetini hem de çeşidini dijital bir örtüyle değiştirmiştir.
Saadet: Dijital dünyanın içine doğanlara dijital yerli, sonradan bu dünyaya dahil olanlara da dijital göçmen deniliyormuş. Çocuklarımız bu tanıma göre dijital yerli kategorisinde ve bizler de dijital göçmen. Çocuklarımızın okulları, öğrenme şekilleri de bize göre elbette değişti. Okullarda akıllı tahtalar, kütüphaneler yerine internet vb. kısacası kaçarı yok gibi dijital dünyadan ve yasakların da işe yarayıp yaramadığı sorunlu. Bu bağlamda neler önerirsiniz ailelere. Siz pek çok açıdan (bağımlılık türleri, ruhsal rahatsızlıklar, nörolojik hastalıklar vb) bu konuya hakimsiniz. Çocukların bu olumsuz etkilerden korunması için bir hekim olarak önerileriniz nelerdir?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Dijital dünyanın içine doğan ‘dijital yerli’ çocuklarımız için teknoloji kaçınılmaz bir gerçek, ancak biz ‘dijital göçmen’ ebeveynlerin görevi bu dünyada onlara güvenli bir rehberlik yapmaktır. Eskiden çocuk büyütmek kalabalık sofralarda ve sokakta gerçekleşen bir topluluk işiyken, bugün maalesef ekranlar var. Bir hekim olarak önerim; teknolojiyi çocuğu susturmak için bir araç olarak değil, birlikte vakit geçirilen bir paylaşım alanı olarak kullanmaktır. Ev içerisinde ‘ekransız kaleler’ (yemek masası, yatak odası gibi) oluşturmak, dijital bağımlılık ve nörolojik risklerden korunmak için hayati önem taşır. Unutmayalım ki sağlıklı bir beyin gelişimi; göz teması, fiziksel temas ve gerçek hayatın doğal akışı içerisinde kurulan o güçlü bağ ile mümkündür.
Saadet: Burcu hocam mesleğiniz gereği çok çocuk ve hastalık görüyorsunuz. Bunun anneliğinize olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Bir anne olarak bazen ‘çok bilmek’ gerçekten yorucu olabiliyor. Her risk faktörünü bilince insan ister istemez daha korumacı oluyor. Ama mesleğim bana şunu da öğretti: Her çocuk biriciktir ve kendi hızında büyür. Anneliğimde en çok şuna dikkat ediyorum; akşam eve gittiğimde uzman kimliğimi kapıda bırakıp, sadece onların gözünün içine bakan, onları gerçekten dinleyen ‘anne’ olmaya çalışıyorum. Çünkü iyileştiren şey diplomalar değil, o samimi bağdır.
Saadet: Elinizde sihirli bir değnek olsa ve bunu çocuklar için kullanabilseniz ne yapardınız?
Doç. Dr. Burcu Kardaş: Eğer elimde sihirli bir değnek olsaydı, dünyadaki tüm çocukların ellerindeki o parlak ekranları bir anlığına kapatır ve her birini kendilerine sevgiyle, merakla ve neşeyle bakan bir çift gözle buluştururdum. Onlara dijital dünyanın sanallığını değil; toprağa dokunmanın, bir arkadaşıyla gerçekten gülmenin ve sadece ‘çocuk olmanın’ o eşsiz tadını geri vermek isterdim. Kısacası o değneği, çocuklarımızı ekranların yalnızlığından çekip alıp, hayatın kalbine, yani o gerçek bağ kurduğumuz anlara dokunmak için kullanırdım.








































Son Yorumlar