Bir umuttur yaşamak :)

İki kare var elimde. Arada dönüp bakıyorum. Bir tanesi nar ağacı ama öyle böyle değil. Her tarafından narlar sarkıyor ve boyundan büyük bir işe kalkışmış gibi bu yükü taşıyamamış da destek almış. Bir tarafına tahta bir merdiven, diğer taraflarına kalın sopalar konulmuş. Tam ekmek almaya fırına gidiyordum ki karşıma çıktı bu güzelim ağaç. O sadece varlığının gereğini yerine getiriyor belki ama bana umut veriyor işte öyle kocaman kocaman çabasıyla. Nasıl güzel, nasıl huzur verici bir hal bu böyle. Üretmek, çoğalmak ve meyve vermek nasıl da yaraşıyor doğaya. Biz dokunmasak nasıl da güzelleşecek dünya sanki…

Diğer kare ise sahil kenarında yaşayanların karşılaşabileceği güzel anlardan bir kare. Martılar aniden ve çığlık çığlığa uçuyorlar ve kendilerine atılan yemleri birkaç saniye içinde tüketiyorlar. Bu kareyi büyük bir sevinç ve heyecanla izledim. Nasıl güzel bir telaş, nasıl hızlı hareketler öyle; görseniz siz de bu cümbüşe dahil olursunuz hemen. Aklıma bu satırları yazarken komik bir an geldi. Bundan birkaç yıl önce vapurla Büyükada’ya gidiyorduk ve herkes elindeki simitleri martılara veriyordu. Martılar o kadar yakın uçuyorlardı ki insanlara, bazıları gelip insanların elinden alıyorlardı simiti. Ben de bu güzelim anı çok sevdim ve aynısını yapmak istedim. Hemen vapurun kenarına gidip elimdeki simiti uzattım ve beklemeye başladım. Gökyüzünde sevimli bir telaşla uçuşan bir sürü martının arasında ne oldu dersiniz? Bir karga gelip kolumu gagaladı ve ben şaşkınlıkla elimdeki simiti düşürünce gidip onu aldı ve afiyetle yedi. Onca insan içinde ve onca martı içinde beni bula bula karga bulmuştu. Çok garip hissetmiştim ve gülmüştüm halime. Şimdi aklıma gelince de tebessüm ettim. İlahi yani, isteğin bir kuşu beslemekse al işte kuşlar arasındaki en zeki olanlarından karga geldi nasibine. Kime niyet, kime kısmet derler ya, o hikaye benimki ve simitimi yiyen karganınki. 

Neyse meselem tamamen karga veya martı değil. Biri beyaz, diğeri siyah ama mesele bu da değil. Birine hayranlıkla bakarken, ötekine biraz garipseyerek bakmamız da değil, bunların çoğu kültürel öğrenmişlik ve karga kendi türü içindeki en zekilerinden. Daha önce de bir cevizi taşıyıp yüksek yerden aşağıya attığına ve kırılana kadar bu işlemi sürdürdüğüne denk gelmiştim. Kırılınca da gidip afiyetle yiyiyordu. Ekmeğini taştan çıkaranlardan yani 🙂 Ama yandaki karede yer alan ve topluca uçuşan martılar da en az yukarıdaki nar ağacı kadar “Bir umuttur yaşamak” sözünü getiriyor aklıma. Sahiden nasıl bir umuttur bu böyle, ne yaşarsak yaşayalım tüketmediğimiz. İyi ki öyle. Biz ne yaşarsak yaşayalım, umut etmeye devam edelim. Başka türlüsünde karanlıktan ötesi yok çünkü… 

 

 

Şunlar da Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.